14 Şubat 2017 Salı

YARIN’ın Partisinden Yarı’nın Partisine


Mustafa Kaya

Rahmetli Bahri Zengin'den dinlemiştim. 2002 seçimlerinden önceydi. O dönemin en önemli tartışması yenilikçi-gelenekçi meselesiydi. Biz de Fazilet Partisi'nin kapatılmasının ardından, ortaya çıkan bu ayrışmanın gerekçelerini kendisinden öğrenmek istemiştik. Bahri Zengin Bey konunun temelinde, ne olursa olsun iktidara gelme arzusu olduğunu söylemişti. Bunu sağlamak için ise ayrılan kanadın herkesle masaya oturmaktan çekinmeyecek bir anlayışla hareket edeceğini ifade etmişti. 15 Temmuz gibi bir ihaneti bu millete yaşatan FETÖ o dönemde hiç olmadık ölçüde siyasete müdahil oluyordu. Elinde bulundurduğu yazılı-görsel bütün medya organlarında, 30 yıllık hareketlerinden ayrılan bu yeni kadroya her türlü desteği veriyordu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bugünün FETÖ'sü, o günün cemaatinin uyguladığı model onlara göre başarının anahtarıydı. 30 yıldır peşinden gittikleri liderleri onları aldatmıştı. Ana söylem “Ortak Akıl”dı. Ayrılırken dile getirilen itirazların temelinde, partideki tek adamlık vardı. Tek kişinin iki dudağı arasında siyaset yapıldığını iddia ediliyorlardı. Onlara göre bu vesayet demekti ve kabul edilemezdi. Gençlerin önü açılmalıydı. Bunu söylerken nasıl bakan, belediye başkanı oldukları sorusuna makul cevapları bir türlü veremiyorlardı. Yenilmiş bir medeniyetin çocukları olduklarına inanıyorlardı. Bu durumdan kurtulmak için uluslararası sisteme entegrasyon şarttı. Meşruiyet oradaydı. Yetişmiş adam sıkıntıları da yoktu. Cemaatin elinde kadro zaten hazırdı. 
 
Batı bu işi çözmüştü. Amerika'yı yeniden keşfetmeye ne gerek vardı. Onlar nasıl yaptıysa biz de öyle yapabilirdik. Batılılarla bütünleşme dışındaki her seçenek yanlış bir çıkarım olurdu. AB sosyal ve ekonomik açıdan en güzel örnekti. 2004 yılında Papa heykeli önünde altına imza konulan AB Anayasası çok önemli bir kazanımdı. Büyük Ortadoğu Projesi ABD'nin geri kalmış İslam ülkelerine bahşettiği bir muasır medeniyet projesiydi. Medeniyetler, kültürler İttifak içinde olmalı, bunun için gereken her adım atılmalı ve ülke olarak her türlü destek verilmeliydi. Türkiye ayak bağlarından da kurtulmalıydı. Kıbrıs artık AB rüyasının önündeki engele dönüşmüştü. Mutlaka bir sonuca kavuşturulmalıydı.  Halkların kendi kaderini tayin hakkına onay veren İkiz Yasalar da nasıl olsa meclisten geçirilmişti. Türkiye artık terör belasından da kurtulacaktı. Eyalet sistemi korkulacak bir şey değildiki. Osmanlı'da Lazistan, Kürdistan diye bölgeler zaten vardı. Açılımlarda, çözüm süreçlerinde alanlarda toplanan kalabalıklara okutulan İmralı'nın mesajları çok önemliydi. Sonuç itibariyle o da çözüm istiyordu. Her şey daha güzel olacaktı. Bu sürece karşı olanlar anaların ağlamasından yanaydı.
 
Gün geldi devran döndü. Aldatıldık, kandırıldık, yanılmışız, hata etmişiz diye itiraflar birbirini kovaladı. Devlet deneme yanılma yoluyla yönetilmeye çalışılıyordu. Birden AB'nin Türkiye üzerinde sinsi emelleri olduğu fark edildi. Tuzaklar kurduğu söylendi. Teröre doğrudan destek veriyorlar ve bir türlü bizi anlamak istemiyorlardı. Oysa onlara daha yakın olabilmek için AB Bakanlığı bile kurulmuştu.
 
ABD'nin özellikle terör örgütü PKK'nın Suriye koluna verdiği destekle stratejik ortaklığa sığmayan işler yaptığı anlaşıldı. Arap Baharı'yla etrafımızı ateş çemberine çevirdiği görüldü.
 
2010 referandumunda FETÖ ile işbirliği zirveye ulaşmıştı. Örgüt aldığı destek sayesinde, sızmadık kamu ve özel sektör alanı bırakmadı. Ocaklara ateş düşüren, yüreğimizi yangın yerine çeviren 15 Temmuz ihanetiyle birlikte nasıl bir kumpasa girildiği ancak anlaşılabildi. 
 
Suriye, Irak, Libya, Yemen'de milyonlarca insan hayatını kaybetti ve bu süreçte Türkiye'de iktidarda İslamcılar vardı. Dış politikada yanlış üstüne yanlışlar yapıldı. Uyarılar dinlenilmedi.
 
Şimdi bu kadar yanılmış bir iktidar, biz sistemi değiştireceğiz, takılın peşimize diye milletten destek istiyor. 15 Temmuz'da canlarını verdikleri, kanlarını döktükleri halde acaba sorusunu soran insanları bile hain olmakla itham ediyor. Belki sorgulayacak ve evet diyecekler ama bu soruya dahi tahammül edemiyor. Hz. Peygamber iki Ömer'den biri diye dua ettiği halde, bizim yeni Ömerlere ihtiyacımız yok havasında toplumu kamplaştırdıkça kamplaştırıyor. 
 
Yarın'ın partisi olmak iddiasıyla yola çıkmışlardı. Şimdi tek hedefleri toplumun yarı'sının desteğini alabilmek oldu. Bunun için de yapmadıklarını bırakmıyorlar.
Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz