2 Temmuz 2018 Pazartesi

Ümmetin işlerini üzerine almak ateşten gömlek giymektir


Mustafa Kasadar

Bir imtihan alanı olan dünyada insanlar türlü türlü imtihanlara tabi tutulmaktadır. Hastalık-sağlık, darlık-genişlik, amir-memur ve benzerleri gibi. Mü'minlerin kulluk görevlerini yerine getirirken en hassas olmaları gereken görevler ise ümmet adına, İslam cemaati adına yüklenmiş oldukları görevlerdir.

Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir mü'min, ümmetin işlerini üzerine almayı ateşten gömlek giymek gibi telakki etmek ve uykuyu dahi gözüne haram etmek zorundadır. Yoksa ind-i İlahi'de kendilerini savunacak hiçbir mazeret ileri süremezler. Oturdukları koltukları dolduramayanlar, bulundukları makamın hakkını veremeyenler kısacası Müslümanlar adına bir sorumluluk yüklenip de hakkını veremeyenler yol kesen haydutlardan daha fazla vebal yüklenenlerdir.

Bir bakkal dükkânının bir liralık alışveriş yapacak bir müşteriyi kaçırmamak için gösterdiği hassasiyet kadar davasına önem vermeyenlerle yol yürümek mümkün değildir. Hele hele bu makamları rızık kapısı olarak görüp dört elle sarılarak hak edenlerin bu makamlara gelmesine engel olanların yatacak yerleri yoktur.

Bir toplantıda Resûlullah (s.a.v.) etrafındaki sahâbîlere bir şeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve

- Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.) sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) “Bedevîyi işitti ama sorusundan hoşlanmadı”; kimisi de “Galiba işitmedi” diye durumu yorumladılar. Derken Resûlullah (s.a.v.) sözünü bitirince:

- “O, kıyâmeti soran nerede?” buyurdu. Bedevî;

- Benim, buradayım ya Resûlellah! dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;

- “Emânet zâyi edildi mi kıyâmeti bekle!” buyurdu. Bedevî;

- Emânet nasıl zâyi olur? dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de;

- “İş, ehil olmayana verildi mi kıyâmeti bekle!” buyurdu. (Buhârî, İlim 2)

İşin ehil olmayanlara verilmesi, cehaletin yaygınlığı ve ilmin ortadan kalkmış olmasından ileri gelir. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi açıkçası ihanettir. Ancak ehil olanlar ortaya çıkmaz, duruma el koymazlarsa gerçekler tersyüz edilir ve işler kapanın elinde kalır. Ehil olmayan kişiler baş olunca da o toplum için bir çeşit kıyâmet kopmuş olur.

 

Konuyu, sahabenin üzerine aldıkları işlerde ne kadar hassas olduklarına dair bir misalle kapatalım. Bedir Savaşı sonrası Yahudilerin meşhur şairi Kâ'b bin Eşref, kıskançlık ve düşmanlığından dolayı Resulullah (s.a.v.) ve Müslümanlara ağır hakaretler ediyor, Mekke'ye giderek de müşrikleri Müslümanlara karşı tahrik etmek için Bedir'de öldürülen müşrikler için mersiyeler düzüyor, onların intikam ve düşmanlık hislerini kabartmaya çalışıyordu. Medine'de, Müslümanların hanımlara dil uzatıyordu.

Bir gün Resulullah (s.a.v.): “Ka'b b. Eşref'in hakkından kim gelecek? Zira bu Allah ve Resûlü'ne ezâ veriyor!” buyurdu. Muhammed b. Mesleme (r.a.) atılarak: “Onu öldürmemizi mi istiyorsunuz?” dedi. Resulullah (s.a.v.), “Evet!” buyurdu. Muhammed b. Mesleme (r.a.) bu görevi aldı.

Muhammed b. Mesleme (r.a.) vücut yapısı olarak gayet zayıf, güçsüz birisiydi. Yahudi şair Ka'b. b. Eşref ise gayet gürbüz ve Yahudilerin meşhur savaşçılarındandı. Ayrıca da daima kalabalık bir grupla dolaşırdı. Kısacası Muhammed b. Mesleme kendi gücüne göre zor bir görev almıştı. Aradan birkaç gün geçmişti. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, Muhammed b. Mesleme (r.a.)'la karşılaştı. Bayağı zayıflamış, yüzünden kan çekilmişti. Resulullah (s.a.v.) bunun nedenini, hasta olup olmadığını sordu. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme (r.a.) mealen şöyle dedi: “Ey Allah'ın Resulü! Üzerime bir görev aldım. Ama onu başarıp başaramayacağımı bilmiyorum. Onun endişesiyle yemekten içmekten kesildim.”

İşte sahabenin ümmetin işini üzerine aldığındaki duyguları ve hassasiyeti. Kimde bu duygu ve düşünce yoksa ümmetin işlerini üzerine alarak kendisini cehennem çukuruna sürüklemesin.

Mustafa Kasadar / Ajans5.com

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz