28 Nisan 2017 Cuma

Sultan Abdülhamid Han’ı Anlamak


Sadrettin Karaduman

Abartmadan söyleyelim; Abdülhamid'i anlamak günümüzü anlamaktır; hadiselere en az 100 yıllık bir perspektifle bakmak demektir. 
Eğer eğitim sistemimiz, bakanlığın isminde olduğu gibi, gerçekten Millî olsaydı, Abdülhamid Han'ın o ince siyaseti okullarda ders olarak okutulurdu. 
Neden Abdülhamid Han?
 
Gelişen olaylar tıpkı geçen yüzyıldaki gibi; gene dünya ülkeleri bir birine girmiş, gene haritalar çiziliyor... Geçen yüz yılda Sultan Abdülhamid vardı, Müslümanların hamisi olan. Bu yüzyılda da, benzer bir ihtişamla Başbakan Necmettin Erbakan geçti dünyadan. Her iki lider de birbirine alternatif değil, tamamlayıcı olmuşlardır.
 
Önce, 2. Abdülhamid'in kimliğine ışık tutar düşüncesiyle, o dönemin Alman Şansölyesi Bismarc›ın bir tespitini aktaralım. Şöyle diyor Alman Başbakan: «Dünyada 100 gram akıl varsa; bunun 90 gramı Abdülhamid Han›da, 5 gramı bende, 5 gramı da diğer dünya siyasilerindedir» 
 
Şansölye Bismarc›ın tespiti aslında her şeyi anlatıyor... Şayet öyle olmasaydı; Çanakkale'yi geçilmez yapan ruh meydana gelir miydi? Hele hele milli mücadele yıllarında gösterilen direnç hiçbir zaman olmazdı. Bu yüzyılda da aynı coğrafyada D-8›lerin inşa edilmesi, denk bütçe yapılması, havuz sistemi... Bunlar bir ilk ve hepsi de büyük cesaret ve üstün zekâ isteyen önemli hadiselerdir.
 
Bugün olduğu gibi; dün de, Koca Sultan›ın seveni de vardı, sevmeyeni de. Sevenler belli. Sevmeyenlerin durumu ise, açıklanabilir bir nedene bağlı değildir. Aydınlatılması, ortaya çıkartılması gereken sanırım işin bu yönü olsa gerek.
Öyle ya; Abdülhamid'i kim, niçin sevmez?
 
Sevmeyenlerin, özellikle, önyargılı olduklarını belirtmemiz lazım. 
Önyargının sebebine gelecek olursak; malum, yaklaşık son 200 yılın önemli akımı İslamcılıktır. İslamcılık siyaseti, devletimizin resmî siyasetidir. Tabi, bunu böyle tespit etmek için; önce, kafalardaki kurgunun değişmesi lazım. Devletimizin kuruluşunu Lozan›la sınırlı tutanların «nereden çıktı bu» diye düşünmeleri normal karşılanabilir. O zaman da; Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 devlet neyi temsil ediyor, diye sorarlar adama!
 
Konuya devam edecek olursak; bu topraklardaki Batıcılık, İslamcılıkla kıyasla daha eskilere dayanır. İşte, kırılma noktası da burası zaten. İslamcılık ve Batıcılık akımları... Her iki akım da bizim gerçeğimiz. İslamcılık; «bizi biz yapan ana damar». Batıcılık ise, özellikle; 2. Viyana kuşatması ve sonrasında yaşanan olumsuzluklardan sonra gündemimize girmiş «suni» bir meseledir. Asıl tefrik edilmesi gereken burası.
 
Ama bizim ülkemizde genel olarak; toptancı anlayış ve düşünmeden saf tutma geleneği vardır. Adamın adamı öyle demiş ya, o yeter. Batılılaşmayı kurtuluş yolu olarak görenler; Sultan Abdülhamid'e karşı çıkarlar. Hatta yalnız karşı çıkmakla kalmazlar; bir sürü iftira atarlar: «Kızıl Sultan», «İstibdatçı» vs. derler.
 
Uzunca bir süre insanımıza bu yalan yanlış bilgiler aktarıldı. Aktarıldı da ne oldu? 100 yılımız boşa geçti; ama şükürler olsun ki, yeni nesil, Abdülhamid›i ve Erbakan›ı anlayarak geliyor.
Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz