15 Mart 2017 Çarşamba

Sahabenin adaleti konusunda Sünnet-i Nebevi’den deliller


Mustafa Kasadar

 

Bu ümmetin en hayırlıları olan sahabe neslinin etrafında koparılmak istenen fırtınanın asıl muhatabı esasen onların şahısları değil, onlar vasıtasıyla bizlere ulaşan hadis-i şerifler ve dolayısıyla da bizzat dinin kendisidir. Ebu Reyye ve benzerlerinin bu konulardaki iftiraları maalesef ülkemizde de karşılık bulmuş ve bu gün Şii propagandacılarının da etkisiyle sahabe ve sünnet etrafında ileri geri konuşmayı marifet sayan bir nesil türemiştir.  
 
İşin özünde Ehl-i Sünnet inancına olan itimadı sarsmak ve dolayısıyla ümmeti bir ve beraber tutan temel konularda dahi tefrika çıkararak ümmet birliğini parçalamayı ve ümmetin gençlerini şu ya da bu aşırı uçların hayallerinin peşinde heder etmeyi de kapsayan bu akımlara karşı uyanık olmak lazımdır. 
 
Bir önceki yazımızda konu ile ilgili olan ayet-i kerimeleri değerlendirdiğimiz için bu yazımızda da bazı hadis-i şeriflerle meseleye açıklık getirmeye çalışacağız. 
 
“Burada söylediklerimi sizden şu an burada hazır olanlar, burada bulunmayanlara ulaştırsınlar.”
 
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bu emrini aynı anda en çok sahabenin bulunduğu Veda Haccı'nda vermiştir. Bu hadis, aynı zamanda sahabenin adil olduğunu gösteren en büyük delillerden de birisidir. Çünkü Resulullah  (s.a.v.); burada söylenen sözlerin buraya gelmeyenlere ulaştırılması görevini orada hazır bulunanlara havale etmektedir. Hazır bulunanlar arasında hiçbir ayırım yapmadan onlara tebliğ ve ulaştırma görevini vermektedir. 
 
İbni Hibban, konu ile ilgili şunları söylemiştir: Allah Resulü, falanca şahıs veya falancalar bildirsin demeyip onun yerine burada bulananlar bulunmayanlara bildirsin demiştir. Bu, bütün sahabenin adil olduğunu ve aralarında aksi vasfa sahip kimsenin bulunmadığını göstermektedir. Çünkü böyle bir ihtimal olsaydı şöyle demesi gerekirdi: “Falanca kişi burada anlatılanları gelmeyenlere bildirsin.” Resulullah'ın birilerini adaletle vasfetmesi o kişi için bir şereftir” (El-İhsan Bi-Tertibi sahihi İbni Hibban, 1/91)
 
Ebu Said el-Hudri kanalıyla gelen bir rivayette Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sakın benim sahabeme sövmeye kalkışmayın.  Şunu biliniz ki, sizden birisi Uhud Dağı kadar altın infak etse; onların ne iki avuç hurmasına ne de yarısına denk gelmez.”  (Buhari, 2/292)
 
Sahabenin adil olmadığını iddia etmek onlara hakaret edip sövmektir. Resulullah (s.a.v.) kendi döneminde sahabeye dil uzatanlara bu konuda engel olmuşsa, daha sonraki dönemlerde yaşayan kimselerin onlara dil uzatması kesinlikle yanlıştır ve kesinlikle yasaktır. (Fethu'l-Muğis Şerhu Elfiyetu'l-Hadis, 3/ 110-111)
 
Evet, Allah'ın kendilerini övüp adaletli saymasından dolayı sahabenin tümü adildir. Yine Resulullah'ın onları övmesi ve tezkiye etmesi adaletli olduklarını göstermektedir, Allah ve Resulü onları övmüşse artık başka kimsenin övmesine gerek yoktur ve bu, şeref olarak yeter de artar. (Akidetü Ehli'-s-Sünneti Fi's-Sahabe,  2/ 809)
 
Şayet kitap ve sünnet onların adaletli olduğu konusunda bir şey söylememiş olsaydı; sahih akıl ve selim kalp sahipleri onların adaletli olduğunu söylerdi. Çünkü tevatür yolu ile nakledilen Allah'ın dinine destek sadedinde yapmış oldukları büyük ameller ve sayısız hayırlar onların adaletli olduklarına dair en büyük delillerdendir. Evet, hak olan bu dine yardım konusunda elinden gelen her şeyi yapan, varını yoğunu bu yolda harcayan, dinin hükümlerini dünyanın her tarafına yayan bu güzide insanlar adil olmayacak da kim adaletli olacak! Bizim adaletten kastımız günah işlemezler, hata yapmazlar anlamına gelmemelidir. Böyle bir şey ancak masum (Allah tarafından korunmuş) kimseler için geçerlidir. ( Akidetü Ehli'-s-Sünneti Fi''s-Sahabe, 2/ 809)
 
İbni Enbari, konu ile ilgili şunları söylemiştir: “Sahabe adildir derken kastımız onların günah ve hatadan masum olduklarını söylemek değildir. Bizim sahabenin adaletinden maksadımız; yaptıkları rivayetleri kabul ederken diğer kişilere uyguladığımız birtakım zorlu kıstasları onlar için uygulamaksızın kabul etmektir. Yaralayıcı bir unsura rastlamadıkça onları tezkiye etmemiz gerekir. Bu konuda siyer kitaplarının anlattığı sahih olmayan yalan yanlış bilgilere göre hareket etmemeliyiz. Eğer sahih olanlar varsa onları doğru bir şekilde tevil etmemiz gerekmektedir.
Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz