15 Haziran 2016 Çarşamba


Ramazan, Kur’an’ı Tefekkürle Okumanın Tam Zamanıdır


Kur’an’ı bu anlamda satır satır tefekkür ederek okumanın tam zamanı Ramazan ayıdır. Kendimize indiğini düşünerek okumak… Her bir suresi, ayeti üzerinde tefekkür etmek…

Böyle yaptığımızda bizim yaşantımız, fikirlerimiz, dünya görüşümüz, ideolojimiz yeniden şekillenecektir. Çünkü Kur'an bir hayat nizamıdır. Kur'an bir hayat mektebidir. Hem dünyamıza, hem ahiretimize ışık tutacak, her türlü ölçü, ilke ve ahlak orda mevcuttur.

Nedim ODABAŞ'ın Röportajı

Hocam, rahmet, bereket, gufran ayı Ramazan ayı içindeyiz. Ramazan ayının müminler için anlamı nedir? Ramazan'ı tam olarak idrak edebilmek için müminlere neler tavsiye edebiliriz?

yyy Ramazan'ın değeri Kur'an-ı Kerim'den geliyor. Ramazan ayı içindeki Kadir Gecesi inzal olunan Kur'an-ı Kerim Ramazan'a denk geldiğinde, hem Kadir Gecesi, hem Ramazan ayı diğer gün ve aylardan farklı bir değer taşıyor. Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'in değerini Kadir Gecesi'ne ve Ramazan'ı Şerife devrediyor. Bu açıdan evrensel din olan İslam'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'i Hz. Muhammed (S.A.V.)'e indirilişinden itibaren kıyamete kadar bütün alemlere rahmet olarak ve hidayet rehberi olarak yol gösteren bir kitap olması niyetiyle aynı anda Ramazan'ı da şereflendiriyor. Ve bu şereften ötürü bize mü'minlere rahmet, bereket, cehennemden azat fırsatları içeren bu ayda cennet bayramına ulaşabilmek için dünyada bayram edebilmemiz için oruç tutmamız tavsiye edilmiş. Orucun hikmetlerinden en önemlisi Kur'an-ı Kerim'de korunmak, sakınmak olarak bize bildirilmiş. Geçmiş ümmetlerde de var oruç, zekat. Peygamberlere emredildiğini görüyoruz, İbrahim  (A.S.)'a, Musa'ya (A.S.)'a, İsa (A.S.), Davut  (A.S.)'a, Lut  (A.S.)'a, hepsinde oruç ibadeti var, hac var, zekat var. Dolayısıyla mü'minlere böyle güzel bir ibadet Ramazan ayında emredilmiş. Onun için 11 ayın sultanı diyoruz. Efendimiz (S.A.V.) oruçlar elbette vardı, ama 1 ay eksiksiz mü'minlere farz olarak Ramazan ayı orucu emredildiği için biz bu ayın bereketinden istifade ediyoruz.

ORUÇ KALKANDIR

Ramazan ayı Kur'an ayı. Ramazan ayı içinde Rabbimiz Peygamber Efendimize Kur'an-ı indirmiş. Ramazan ayı içinde Kur'an ile ilişkimizi nasıl tanzim etmeliyiz?

* Korunma deyince, korunma birkaç yolla olur. Ramazan orucunun hikmetlerinden birisi korunmadır. İttikadır. İttikanın tam karşılığı esas haramlardan kaçınmak diyebiliriz, sakınmak diyebiliriz. Bununla birlikte Kur'an-ı Kerimle bezenmek, süslenmek, tefekkür, tezekkür etmek, yaşamak, hayata geçirmek bu da bir korunmadır. Bu da bir zırhtır. Kur'an da insanı haramlardan, yasaklardan korur. Hidayet rehberidir aynı zamanda. Kur'an-ı Kerim öylesine önemlidir ki insanın hayatında Efendimiz (S.A.V.) 23 sene ayet ayet peyderpey inen bu Allah'ın ilahi mesajı Ramazan'da iki kez tekrarlatılır Peygamber'e. Cebrail vasıtasıyla mukabele edilir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Cebrail'e, Cebrail de Peygamber Efendimiz'e (S.A.V.). Onun için alimler bile Ramazan'da diğer kitaplarını bırakırlar. Aşağı yukarı bütün ulame, bütün iman ehli Kur'an'a yönelir. Ramazan'da bol bol Kur'an-ı yaşamak isterler, öncelikli hale getirirler. Bu anlamda Fatiha ile başlayan Nas suresiyle biten ilahi mesajda insanlara yol gösteren hadiseler ve olaylar vardır. Bu ayetleri her birimiz sanki kendisine yeniden iniyormuş gibi, tefekkür ve tezekkür etmeli. Elbette hatim yapmak, hatimin esnasında, sonunda bir duanın müstecap olması, bunlar dinimizde örfümüzde önemli hale gelmiştir. Ama bir taraftan ayetleri kendimize muhatap alarak, kendi nefsimize beynimize, idrakimize, gönlümüze inercesine okumak, bu da ayrıcalıklı bir önemli hadisedir. Hz. Ali (R.A.) efendimiz, Bakara suresini 6 ayda okuyabildim diyor. Bakara suresini 6 ayda belki de 50 defa okurdu, ama düşünerek, tefekkür ederek okumayı kastediyor. Yine Muhammed İkbal, meşhur şair. Daha önce çok sık hatim yapardım, babam bir gün bana dedi ki, oğlum Kur'an'ı böyle hatmetme, Kur'an'ı her bir ayet kendine iniyormuş gibi oku dedi. Ve o gün bugündür Kur'an'ı öyle okumaya çalışıyorum, ama bir hatim yapamadım diyor. Hatim yapamamıştır, ama, Muhammed İkbal olmuştur, mütefekkir olmuştur.

KUR'AN'IN gösterdiği YOLDA YÜRÜMELİYİZ

Sanki kendimize iniyor gibi Kur'an okumak

* Dolayısıyla Kur'an'ı bu anlamda okumanın tam zamanı Ramazan ayıdır. Kendimize indiğini düşünerek okumak, her bir suresi, ayeti üzerinde tefekkür etmek bizim yaşantımız, fikirlerimiz, dünya görüşümüz, ideolojimiz yeniden şekillenecektir. Çünkü Kur'an bir hayat nizamıdır. Kur'an bir hayat mektebidir. Hem dünyamıza, hem ahiretimize ışık tutacak, her türlü ölçü, ilke ve ahlakı orda mevcuttur. Bugün Müslümanların en büyük sıkıntısı da Kur'an'ı başucu kitapları yapmalarına rağmen, en üst raflara koymalarına rağmen ihmal edişimizdir. Kur'an'ı ihmal etmeyen, sürekli okuyan bir Müslümanı yerinde tutmak mümkün değildir. O en hareketli, en üretken, en cevval, en şuurlu Müslüman olmak zorundadır. Çünkü Kur'an bu tevhid inancını, bu mücadeleyi, bu aksiyonu insanlara her ayetiyle, her kelimesiyle verecek güçtedir, kudrettedir. Çünkü ilahi bir mesajdır. Ama Müslümanlar bugün Kur'an'ı okumaktansa, başka rivayetler, kıssalar, kulaktan dolma pek çok hadiseyi bilir, Allah'ın Kur'anda indirdiği ayetlerden çok az nasiplenir durumdalar. Onun için başımıza sıkıntılar geliyor. Kur'an-ı Kerim'e yeniden dönmeliyiz. Kur'an'ın söylediği yolda yürümeliyiz. Kur'an-ı Kerim'i kendimize rehber edinmeliyiz. Oradaki ilkeleri dikkatlice okumalıyız. Kur'an'ın ana ilkelerini üçe ayırabiliriz.

İHLÂS SURESİ İMANI TEMSİL EDEN BİR SUREDİR NEDİR HOCAM BU İLKELER?

İmani ilkeler… İman Mekke döneminde ilkeleri ortaya konuldu. Diğer ibadet ile ilgili ilkeler var. Bunlar daha çok Medine dönemidir. Medine'de namaz, oruç, hac, zekatla ilgili tamamen detaylandırılmıştır. Bir de ahlaki ilkeleri var. Resulullah (sav)'in nübüvvetini özetlediği bir sözü var; “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”. İslamın özü budur. Bir başka hadisi şerifinde, “Nerede olursan ol, Allah'tan sakın”… Bu imanla ilgili, önce iman, Allah'a iman, meleklere iman, ahrete iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, kaza ve kadere iman. Bütün bunları. İman ilkelerini Kur'an-ı Kerim'in bir bölümünde görüyoruz. Bunun da özeti ihlas suresidir. Burada Allah'u Teala'nın vasıflarını, yüceliğini, Cenab-ı Hakk'ın gücünü özetleyen, şirkten, her türlü ortaklıktan Allah'ı münezzeh kılan tevhidi esas kılan kısa bir süredir ama, Kur'an'ın üçte birine muadildir. İhlas suresine sülüsül Kur'an denilmesinin nedeni de bu üç saç ayağından, iman, ibadet, ahlaktan imanı temsil eden bir sure olması sebebiyledir. İman orda özetlenmiştir.

MÜMİNLER KAFİRE ŞİDDET GÖSTERMELİ

Ama bugün Müslümanlar kafire karşı nasıl duruyor, Müslümanlar birbirinden ne kadar emin? Ne kadar zarar görmüyor. Kur'an'ın ifadesiyle Müslümanlar kafire karşı şiddetli birbirlerine karşı merhametli olmalılar. Taviz vermeyecek kadar dik duran, dirayetli olmaları gerekirken, birbirlerine karşı koyun gibi, yumuşak olması gerekirken, birbirlerine karşı aslan gibi, kafire karşı kuzu gibi olmuş durumdalar. İmani anlamda zaaflarımız, ahlaki anlamda zaaflarımız var. Kur'an-ı bu anlamda yeniden okumamız gerekiyor. Kur'an bunu da bize işaret ediyor. “Ey iman edinler, yeniden Allah'a ve Resulüne iman edin” diyor. Allah'a ve Resülüne iman yeniden nasıl olur? İnancımızı, ibadetinizi, ahlakınızı gözden geçirin. Bir eksiklik var diye dikkat çekiyor. Böyle okursak, Ramazan'ı da buna vesile edersek, işimizi yavaşlatır, Kur'an'a ağırlık verirsek, Ramazan'dan gerçek feyiz ve bereketinden istifade etmiş oluruz.

İMAN, İTİKAT VE AHLÂK PROBLEMİMİZ VAR

Müslümanlar Allah'a inanıyorlar, ama Hıristiyanlar gibi inanmıyorlar. Hıristiyanların inandığı Allah inancı içinde, şirk vardır, teslis vardır. İhlas bunu reddediyor, elinin tersiyle itiyor ve tevhidi orda bize ısrarla tevhidi ikame etmek için Allah'ın tek olduğunu, doğmadığını doğrulmadığını, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, hiçbir şeyin ona denk olmadığını ifade ediyor. Biz böyle bir Allah'a inanıyoruz. Önce Müslümanlar imani noktada sağlam durmalılar. Bugün Müslümanların ibadet problemi olduğu gibi imani problemi de var. İmani problem nedir? Birincisi şirke düşme tehlikesi, Allah'ın yanına yardımcılar koyma. Pek çok İslam ülkesinde Müslümanların yaşantılarına baktığımızda tevhid inancından yavaş yavaş şirke doğru kaymalar olduğunu da görüyoruz. Allah'ın bir şeye gücü yetmiyor gibi başka aracılar koymaya başlıyorlar. Diğer yandan inandığı Allah'ın vasıflarını bilmiyor. İtikadi yönden pek çok Müslüman nasıl inandığını da bilmiyor. Meleğe inanıyor, ama nasıl bir melek inancı var? Ahirete inanıyorsun ama nasıl bir ahiret inancın var? Peygambere inanıyorsun ama nasıl bir peygamber inancın var? Bunları sorgulayabilecek bilgi ve birikim yok Müslümanlar da maalesef. Diğer taraftan ibadet konusu… Müslümanlar arasında birlik var, ibadet konusunda çok fazla ihtilaf olduğunu söyleyemeyiz. Vardır elbette ama, ibadetin aslını kaybetmeme konusunda Müslümanlar arasında bir dirayet olduğunu görüyoruz. Ahlaki zaafın çok yüksek olduğunu görüyoruz. Müslümanların ahlakı Kur'an ahlakı olmalı. Zira Peygamber Efendimizin ahlakı Kur'an'dı. Örtüşmüyor maalesef. Her ümmet bir bakıma Peygamberine benzer diyorlar ama ümmet-i Muhammed bu bakımdan Peygamberine hiç benzemiyor. Muhammedül Emin diyor, güvenilir Peygamber. Bugün Müslümanlar ne kadar güvenilir? Elinden, dilinden, Müslümanlara zarar gelmeyen Müslümandır.

Bir başkasını sevindirmek aynı zamanda kendinizi de sevindirmektir

Hocam, son olarak Ramazan ayının sosyal yardımlaşmaya yansımalarını sormak istiyorum. Ramazan ayı aynı zamanda Müminlerin zekatlarını vermeye çalıştıkları, cömertliklerini zirveye çıkardıkları Resulullah'a benzemek için- çabaladıkları bir ay. Özellikle ekonomik yapımızın insanlarımızın muhtaciyetini gündeme getirerek, diğer 11 aya yansıyacak nitelikte Ramazan'ın sosyal yapımıza nasıl bir harç koyması gerektiğini söylersiniz?

* Ramazan oruç barındırdığı için içerisinde açlığı, susuzluğu, yoksulluğu hatırlatıyor. Susuzluğu hatırlamıyoruz, suyun berraklığı bizi çok etkilemiyor ama, Ramazan'da o pidenin sıcak kokusu bile saatlerce sizi kuyrukta bekletebiliyor. Her zaman gördüğünüz su, her zaman gördüğünüz ekmek, et başka oluyor. Nimetin kadrini kıymetini anlıyoruz. Bir damla suyun bile kıymetini anlıyoruz Ramazanlarda. Yoksulların, açların açıkların, fukaranın halini daha iyi anlıyoruz. Empati yapmış oluyoruz. Dolayısıyla fakir fukarının halini iyi anladığımız zaman, farklı insanların, Allah'ın nimet verdiği zenginlerin Allah'ın o nimetlerini mü'min kardeşlerine aktarması gerekiyor. İslam tek başına yaşanan bir din değildir. Ben köşeye çekilirsem, kendi işimi yaparsam daha iyi Müslüman olurum yaklaşımı yok. İslamın özünde başkasına ne kadar hayır yaparsanız o kadar makbul insansınız. İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Yine insanlar arasına katılıp, onların eza ve cefalarına katlanan mü'min onlardan kaçan inzivaya çekilen mü'minden hayırlıdır. Veren el, alan elden hayırlıdır. Müslümanların da cömert olması, fazla malını fakir fukaraya dağıtması gerekiyor. Paylaştığınız mal sizindir, paylaşmadığınızda sadece bekçilik yapmış olursunuz. Bir başkasını sevindirmek aynı zamanda kendinizi de sevindirmektir. Hem dünyamıza hem ahirete faydası olur. Dolayısıyla topluluk halinde yaşayan bu din mensupları hayırda da birbirleriyle yarışmalılar. Allah'ın verdiği nimetleri kardeşlerine vermekten kıskanmayacak. Şunu bileceklerdir ki; Verdikçe de gelecektir. Ağaçlar baharda budanmakla küçülmez, tam tersi, meyvesi daha güçlü olur, temiz olur. Bunun gibi verdiğimiz mal bize tekrar iade edilecek. İsterse iade edilmesin, ondan da endişemiz yok ama, bu şekilde zekatımızı, sadakamızı mü'min kardeşlerimizi düşünerek bol bol vermeliyiz. Bir de zekat ve sadakayı karıştırıyor mü'min kardeşlerimiz.

ZEKAT RAMAZAN'DA VERİLMELİ

Malının bir kısmını verince, zekâtını verdim zannediyor. Kuruş kuruş, gram gram hesap etmeli zekâtını, onu da ulaştığı yeri iyi bilmelidir. Takip etmelidir. Zekât doğrudan devlet eliyle alınıp fakirlere dağıtılan bir ibadettir. Fakat biz bunu bireylere hasretmişiz. İsteyen istediği kadar zekâtını verir gibi düşünüyoruz. Bunun için zekâtımızı devlete karşı, bireylere karşı bir borç olarak görüp hesap ettirerek vermeliyiz. Ramazan'da bu coşku oluyor. Bir beklenti de oluyor. Fakirin fukaranın bir Zekât beklentisi, kumanya beklentisi oluyor. Onların bu beklentilerini boşa çıkarmamak lazım. Nice etrafımıza baktığımızda muhacir kardeşlerimiz var, yurtlarından sürülmüş, Suriyeli kardeşlerimiz var, fakir fukaralar içinde vatanlarını savunan Filistinli kardeşlerimiz var, Afrika'nın birçok yerinde çok mağdur ve mazlum milletler var. Önce kendi akrabalarımızdan, etrafımızdan başlayarak komşularımız, yöremizdeki insanlara da bol  bol yardım etmek için Ramazan'ı fırsat bilmeliyiz. Zekâtı zaten hicri takvime göre vermemiz gerekiyor. Ramazan'dan Ramazan'a verirsek, hem bu takvimi kaçırmamış oluruz, hem de Ramazan'da yapılan hayır ve hasenatın değeri çok daha fazla olur. Zenginler mallarından fakirlere doğru akıttığında arada bir denge, muvazene oluşmuş oluyor. Hepimiz kardeşiz, Allah bizi din kardeşi saymış. Bundan kurtuluş yok. geri adım atış yok.

Milli Gazete

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz