29 Mayıs 2017 Pazartesi


Mukabele halkalarına katılalım


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Ramazan-ı Şerif’te Kuran-ı Kerim’i hocası Cebrail’e (a.s.) baştan sona okurdu. Sair zamanlarda zaten başucumuzda durması gereken yüce kitabımız ile Ramazan’da meşguliyetimizi iyice artırmalıyız. Bu meşguliyeti teşvik ve takip edici mukabele halkalarına katılmaya özen göstermeliyiz.

Nedim ODABAŞ'ın Özel Röportajı
 
Hocam rahmet, bereket, gufran ayı Ramazan'dayız. Müslümanlar olarak bu mübarek ve feyz ummanı Ramazan'dan nasıl istifade etmeliyiz?
 
Ramazan-ı Şerif'ten layıkıyla istifade etmek, daha o gelmeden başlayacak hazırlıklarla mümkündür. Bu hazırlıklardan kastımız buzdolaplarını yiyeceklerle doldurmak değildir elbette. Onun habercisi Recep ve Şaban aylarını değerlendirerek yapılacak hazırlıklardır. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.)'in, “Allah'ım, hakkımızda Recep ve Şabanı mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır” diyerek yaptığı duadan anlayabiliriz. Ramazan'ın heyecanı daha Recep'ten başlamalıdır. Bu mübarek aydan azami istifade ancak plan ve program dahilinde gerçekleşir. Daha o bizi teşrif etmeden kararlar almalı ve azimli durmalıyız. “Bu Ramazan inşallah Kuran'ı hatim edeceğim, teravihleri eksiksiz camide kılacağım, haklı da olsam hiç kimseyi incitmeyeceğim” niyetlerini yaparak karşılarsak çok verimli bir Ramazan geçirmemiz mümkün olacaktır.  Ramazan-ı Şerifi cemaat halinde idrak etmek de ondan en güzel şekilde istifade etmeye vesiledir. Birimizin unuttuğu iyiliği-ibadeti diğerinin hatırlatması Ramazan'ın hayır ikliminden nasiplenmemizi sağlayacaktır. 
 

Kumandamıza ayar yapmalıyız

Verimli bir Ramazan ayı geçirmemizi temin edecek en mühim hazırlıklardan birisi de televizyon kumandamıza ayar yapmaktır. Bizi Allah'tan uzaklaştıran tüm televizyon kanallarını listemizden silip onun yerine manevi hayatımıza müspet katkılar sağlayan kanalları eklemeliyiz. Aksi takdirde malayani ile meşguliyet zamanımızı heder edecek, Ramazan'ın gelip gittiğinden haberimiz dahi olmayacaktır.
 

Sözde dini programlardan kaçınmalıyız

Ramazan ayı aynı zamanda Kur'an-ı Kerim ayı. Kur'an-ı Kerim bu ay içinde ve Kadir Gecesinde indirilmiş. Kur'an ayında Kur'an'la ilişkilerimizi nasıl tanzim edelim?
* Eskiden “şeref'ül-mekan bilmekiin” denirdi. Yani bir yerin değeri orada bulunanların değeriyle artar. Kelamullah olan Kuran-ı Kerim'in nazil olduğu Ramazan ayı da şerefini önemli ölçüde Kuran'dan alır. Alemlerin Rabbinin insanlığa son mesajı Kuran-ı Kerim, bizim kurtuluş reçetemizdir. 
 
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifte Kuran-ı Kerim'i hocası Cebrail'e (a.s.) baştan sona okurdu. Sair zamanlarda zaten başucumuzda durması gereken yüce kitabımız ile Ramazan'da meşguliyetimizi iyice artırmalıyız. Bu meşguliyeti teşvik ve takip edici mukabele halkalarına katılmaya özen göstermeliyiz. Tilavetinden sevap umduğumuz yüce kitabımızın anlamını da kavramak için gayret sarf etmeli ve bunu temin edici vesileler arayıp bulmalıyız. Bu faaliyetleri tek başımıza yürütmenin zorluğunu bilerek hareket etmeli ve mutlaka bir halkaya dahil olmalıyız. 
 
Modern zamanın bize sunduğu cep telefonu gibi aletleri Kuran ile ilişkimize vesile etmeli Kuran uygulamasını en öne alarak her seferinde açıp okuyabilecek hazırlıkta olmalıyız. Okumaya fırsatımızın olmadığı zamanlarda dinlemeliyiz. 
Kuran okurken her harfe alacağımız sevabı bir de bu faaliyeti Ramazan ayında yapmanın avantajıyla katlamalı ve hevesimizi tavan yaptırmalıyız. Kuran'ı anlamak için sarf ettiğimiz dakikaların büyük bir ibadet hükmünde olduğu aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. Ramazan ayı için hazırlanan televizyon programlarında son derece seçici olmalı ve bize müspet katkı yapacakları tercih etmeliyiz. Dini şevkimizi kırmayı ve dağıtmayı amaçlayan sözde dini programlardan şiddetle kaçınmalı ve onlara harcayacağımız vaktimizi Kuranın temaşasına hasretmeliyiz.
 

Vaktimizi boşa harcadığımızıitikafla anlayabiliriz

Ramazan'ın son 10 gününde Resulullah (sav)'in hiç terk etmediği itikaf ibadeti var. İtikaf ibadetini Resulullah (sav) Efendimiz hiç ihmal etmemiş. Bahseder misiniz?
 
 
* Kamil insan olmanın en vazgeçilmez şartı derinlemesine tefekkürdür. Derin tefekkür için lazım olan ortam ise sükûnettir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hem biset öncesi hem de biset sonrası bunu tecrübe etmiştir. Peygamberliği döneminde özellikle Ramazan-ı Şerifin son günlerini itikafa hasretmiştir. Kendini Allah'a ibadete adamak anlamına gelen itikaf sünneti maalesef ülkemizde çok fazla uygulanmamaktadır. Halbuki amirinden memuruna, işçisinden patronuna her Müslümanın ilgi duyması gereken çok büyük bir fırsattır. Ramazan'ın son on gününde uygulanan bu sünneti, on gün olmasa bile beş gün, üç gün hatta bir gün dahi olsa tatmalıyız. İman evleri olan camilerin manevi iklimini ciğerlerimize çekmeliyiz. İtikaf ibadetiyle camiyi ev edindikten sonra diğer zamanlarda ayaklarımız oraya daha rahat gider olacaktır. Vaktin bereketini idrak etmek ve günlerin gerçekte ne kadar uzun olduğunu, günlük hayatımızda pek çok zaman vaktimizi boş şeylere harcadığımızı ancak itikaf sayesinde anlayabiliriz.
Teravihi antrenmana dönüştürmemeliyiz
 
Ramazana mahsus teravih ibadetini nasıl kılmalıyız. Bu konuda çok hızlı  teravih kılanlara ve kıldıranlara neler söylemek istersiniz?
 
* PEYGAMBER Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde “Ramazan gecelerini sevabını Allah'tan umarak kıyam namazı ile geçirenlerin günahları bağışlanır”   buyurmaktadır. Günahlarımızın affına sebep olacak bir ibadeti yangından mal kaçırır gibi acele ve telaş içinde kılmanın ne kadar büyük bir saygısızlık olduğunu takdir ediniz.  İşlediğimiz kabahatlerden özür dilemek için çıktığımız huzurdan kaçarak çıkmak istiyoruz adeta. Üzülerek gözlemliyoruz ki, teravih namazları pek çok camimizde ismiyle tezat teşkil eder halde uygulanmaktadır. “Dinlenerek kılınan namaz” anlamındaki teravihlerimiz neredeyse sportif bir faaliyete dönüşmektedir. Bunun en önde gelen sebeplerinden bir tanesi, insanımızda namaz şuurunun kaybolmasıdır. Namaz, damaklarımızda bir tat bırakmayınca sadece “dostlar bizi pazarda görsün”'e dönüşmektedir. Namaz aralarında dinlenme fasılalarının vererek ve mescidin içinde bulunmanın tadını sindirerek kılacağımız teravihleri düşlüyoruz. En hızlı kıldıran cami yarışlarına artık bir son verme zamanı gelmiştir. Bunun temini için yetkili makamlar harekete geçmelidirler ancak en az onlar kadar cemaat de bu husustaki hassasiyetini dile getirmelidir. İmamdan namazı hızlı kıldırmasını talep eden yüzsüzler karşısında bizler de imamlarımızdan sakin bir teravih talep etmeliyiz. Tadili erkana uymayan namazın namaz olmayacağını dillendirecek cesur cemaate ihtiyacımız vardır. Camiler Müslümanların sıkıldığı değil ferahladığı yerler olmalıdır.  Şunu açıkça söylemek gerekir: teravih namazlarını hızlı kıldırmakta yarışan imamlar çok büyük vebal almaktadırlar. Bu konu imamlar düzeyinde halledilirse halka da olumlu yansımaları derhal başlayacaktır. Teravihleri içimize sindirerek kılma gerekliliğini bütün bir halkın anlamasını beklemek biraz lüks olabilir ama imamlarımızdan beklemek hakkımızdır. İbadetlerin şakası ve esprisinin yapılmasına müsaade etmemeliyiz.
 
Milli Gazete
Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz