15 Mayıs 2017 Pazartesi

İlk kaldırılacak şey huşudur


Mustafa Kasadar

Süfyan-ı Sevri hazretlerinin şöyle dediği aktarılır: “Kazaya kalmış hiçbir namazım yoktur ama tek bir namazımın olduğunu da iddia edemem.”
İlk devir zühd önderlerinden olan büyük İmam'ın huşuuna, verasına, ihlas ve takvasına çağındaki bütün her kesin şahitlik etmesine rağmen amellerinin akıbetinden bu denli endişe duyması şu an bizleri yerlerimizden hoplaması lazımdır. Ama yok. Hangi hatırlatma yapılırsa yapılsın üzerimizde bir etki yapmıyor. Zira kalplerimizin üzeri gaflet perdesi ile kapatılmış durumdadır. 
 
Ramazan-ı Şerif'e adım atacağımız şu günleri kalbi hastalıklarımızı tedavi etmek için bir vesile kılalım. Kılalım da korkmayan bir kalp, doymayan bir nefis ve kabul olunmayan dualarla Ramazan-ı Şerif'i karşılamış olmayalım ve Ramazan-ı Şerif'ten mağfurin zümresinden olarak çıkanlardan olalım. 
 
Tasavvuf ehlinin kalp emellerinden saydığı huşu, her hangi bir ibadete özgü olmayıp bütün ibadetlerde aranan vasıftır ve daima Yüce Allah'ın huzurunda olduğu bilinciyle korku ve ürperti ile ibadet etmeyi ifade eder. Ama özellikle de namazda aranır. “Gerçekten namazlarında huşû içinde olan müminler kurtuluşa ermiştir” (Mü'minûn, 1-2) ayet-i kerimesi de zaten namazın temelinin huşu ve ihlas oluşturduğunu açıklamaktadır. 
 
İmam Gazâlî hazretleri Buhari'de geçen “Namaz kılan kimse Rabbi ile gizli konuşur” meâlindeki hadis-i şerif'iİhya'da açıklarken; “namazda gaflet içinde teleffuz edilen kelime ve harflerin, âyet ve duaların anlamı düşünülmediği sürece namazda huşû olmayacağı için tekrar edilen rükünlerin sadece vücudun eğilip doğrulmasından ibaret (şekilsel hareketler olarak) kalacağını” ifade etmiştir. 
 
İslam'ın ruhunun kaybolmaya başladığı, ibadetlerdeki şekil-mana ilişkisinin koptuğu günümüzü Allah Resulü Asrı Saadet'enEbu'd-Derdâ (r.a.)'ın rivayet ettiği Hadis-i şerif'te şöyle haber veriyor:
 
Ebu'd-Derdâ (radıyallahuanh) anlatıyor:
“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra: “Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!” buyurdu.
 
ZiyadİbnuLebîd el-Ensârî araya girip:
“Bizler Kur'an'ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onun hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!” dedi. 
 
Resulullah (s.a.v.):
“Anasız kalasın, ey Ziyad! Ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (onunla amel mi ediyorlar)?” buyurdu.
 
Ubâde bin Sâmit (r.a.) Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'den ilk hangi ilmin kaldırılacağına ilişkin olarak şu rivayeti aktarıyor: 
“İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim huşûdur. Büyük bir camiye girip huşû üzere olan tek bir şahıs bile göremeyeceğin günler yakındır” (Tirmizî, 2653; Dârimî, Mukaddime, 29)
 
Evet, bugün İslam hakkında bu kadar çok konuşuluyor olmasına ve bu kadar çok kitap neşrediliyor olmasına rağmen toplumun giderek daha çok tefessüh etmesinin arkasında neyin yattığının iyi analiz edilmesi lazımdır.

 

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz