AK Parti’de “Köşk” sancısı…

03.08.2012 12:42:04

Ülkemizde önemli konumlarda bulunarak aktif siyaset yapmış siyasilerimizin Çankaya Köşkü hep bir hayal veya hedef olmuştur. O uğurda çok kavgalara verilmiştir...



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Ülkemizde önemli konumlarda bulunarak aktif siyaset yapmış siyasilerimizin Çankaya Köşkü hep bir hayal veya hedef olmuştur. O uğurda çok kavgalara verilmiştir... Hele ki seksen öncesi cumhurbaşkanlığı koltuğu seçimi kavgalı, gürültülü geçmiştir. Tur üstüne turlar atılmıştır… Daha da ötesi, darbecilerini darbe yapmasına bir neden olarak dahi görülmüştür. Aradan 33 yıl geçti. Eski çamlar bardak oldu, demek doğru olur mu? Umarız geriye dönüş olmaz.

İki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanı seçimine kadarki köşk, “pasif siyasetçi” konumundadır. En göze görevi meclisin çıkardığı yasaları onaylamaktır.

Fakat her nedense Çankaya Köşküne çıkanlarda bir çelişki ortaya çıkıyor. Sebebi, mutlaka ülkenin gidişatının yukarıdan daha bir başka gözükmesidir! Eksikliklerin, yapılacakların tekrar gözden geçirme imkânın bulunması ve buna göre yine bir karar verilmesidir. Aslında aktif siyasi için bu bir çelişkidir. Nedeni bu durum, kendisinin aktif siyasette mevcut hizmet zamanını boş geçirmesine delalet eder. Yoksa “sakini olmak için” o kadar mücadele ettikten sonar neden yeniden “aktif siyaset!” diye tuttursun ki? Yani yeniden aktif siyasete dönüş sinyalini sebebi, “ülkeye daha fazla hizmet!” anlayışı olmuş olmaktadır.

Yakın siyasi geçmişimizden buna örnek olarak “istekli çıkış” ve sonrası “yeniden dönerim!” iki kez yaşanmıştır. Hatırlanacağı gibi merhum Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçildikten belirli bir süre sonra yeniden aktif siyasete dönüş sinyali vermeye başlamıştı. Belki de tek parti iktidarının son günlerinde kendisini seçtirerek rahatlamak istediği köşkün havasından sıkılmıştı. Hatta dönüşün alt yapısı olarak “Yeni Parti” diye bir partinin kurulmasına onay verdiği de söylenmişti. Maalesef ömrü kifayet etmedi. Allah rahmet eylesin.

Merhum Turgut Özal’ın ölümünden sonrası zaten malumdur. Süleyman Demirel beklendiği gibi kendi hor deyimiyle “Çankaya sakini” listesine dâhil oldu. Demirel’in gelişinde o kadar özen gösterildi ki, köşk Isparta’dan gelen gülsuyu ile yıkandı temizlendi. Demirel Çankaya sakini olunca kendisinin büyük bir ustalıkla ircaa ettiği “demagojik siyaset” anlayışı ülkemizde gündemden yavaş yavaş düşmeye başladı. Ta ki yine kendisinin 28 Şubat sürecine bu anlayışa öncülük etmesine kadar… Merhum Özal gibi Demirel’de berilli bir süre sonra “Çankaya sakini” olmaktan usandı ve aktif siyasete dönüş sinyali vermeye başlamıştı. Her iki zat-ı muhteremin anlayışı gösteriyor ki Çankaya Köşküne “bir çıkan pişman, bir de çıkamayan.”

Ülkemizde siyasi günden hızlı bir şekilde 2014’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlenmeye başlamıştır. Artık milletvekillerinin değil, direk olarak halkın seçeceği bir Cumhurbaşkanı olmak mutlaka ayrıcalıklı olacaktır, en azından o yönde bir istek ortaya çıkacaktır. Bu da artık doğası gereği pasif değil, aktif bir Cumhurbaşkanı göreceğiz demektir. Seçimdeki adayın seçmene ne vaade bulunacağı, nasıl bir seçim propagandası yapacağı ise muallâkta. Bizim işimiz hep böyle zaten. Kervan yolda düzelir! Yetkisiz bir Cumhurbaşkanını cumhurun seçmesinin alt yapısı yoktur. Şu andaki Cumhurbaşkanı konumu için gerçekten yollara düşmeye, propaganda yapmaya gerek var mı? Adayların bir TV kanalında bir saatlik boy göstermesi yetmez mi?

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi için yaygın siyasi kanı Sayın Erdoğan’ın aday olacağı yönündedir. Yaklaşık birkaç ay öncesine kadar ki yaygın bir başka kanı da Başbakan adayı olarak Sayın Gül’ün isminin favori olmasıydı. Ayın Rusya örneğinde olduğu gibi… Başbakan Erdoğan’ın Numan Bey planı, her iki koltuk için var olan geneldeki siyasi kanaatleri tereddüde sokmuştur. Kafalarda soru işaretleri ortaya çıkarmıştır. En fazla AK Parti’de dengeler konuşulmaya başlamıştır.

Bir gerçek var ki, artık AK Parti’de kuruluşunda olduğu gibi bir “çoğulcu karar alma” mekanizması artık etkisini yitirmiştir. Şu aşamada gerek partide, gerekse hükümette oyunun kuralını koyan ve tek söz sahibi Sayın Erdoğan’dır.

Peki, yeni Cumhurbaşkanı kim olacak? Bugün siyasi gerçeğinde karar hükümet partisindedir. Onun için en çok orada kafalar karışıktır. Neticede kendi bünyesinden çıkmış şu andaki Cumhurbaşkanı’nın geleceği de söz konusudur. AK Parti’de bundan sonra atılacak her adım Cumhurbaşkanlığı seçimine eksenli olacaktır. İşte Has Parti ilişkisinde anlaşıldığı gibi... Numan Bey’in AK Parti içindeki olası konumu, partide sessiz bir tartışmayı şimdiden başlatmıştır.

Peki, Sayın Erdoğan aday olursa, Sayın Gül ne yapar? Birilerinin temennisi adaylıktan feragat etmesidir. Dostluğun bozulmamasıdır. Fakat söyle bir geriye dönüp bakıldığında insan sorası gelmez mi, Sayın Kutan ile Sayın Gül’ün dostu değiller miydi? Elbette dostlardı. Fakat buna rağmen Sayın Gül FP Genel Başkanlığına aday olmadı mı? “Bu bir demokratik seçimdir” anlayışıyla aday oldu, fakat seçilemedi orası ayrı bir şey…

Aslında Cumhurbaşkanlığı için ismi mevzubahis olan hem Sayın Gül, hem de Sayın Erdoğan ikilisinin siyasi geçmişinde ”karşılık özveri” adımları bir hayli fazla. Onunun için bu sorun da tatlıkla aşılır diyenlere haklılık payı vermek gerekir. Hatırlanacağı gibi Fazilet Partisi kongresinde Sayın Gül’ün Genel Başkan adaylığı Sayın Erdoğan adına olmuştu. Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra kurulan AK Parti’de Sayın Gül’ün Başbakan olmasının ardında Sayın Erdoğan’ın desteği vardı. Sayın Gül’ün Başbakanlık görevden istifa etmesi, emaneti teslim için olmuştu. Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasında en büyük gayretin Sayın Erdoğan’dan geldiğini bilmeyen yoktur. Görülüyor ki ortada özveriye dayanan çok sayıda örnek vardır.

Peki, şimdiye kadar yürüyen karşılıklı özverili ilişki bundan sonra da yürür mü? Biz orasını bilemeyiz. Neden dün olan bundan sonra da olmasın ki? diye düşünmek gayet normaldir. Madem öyle, ortalıkta Gül karşıtı estirilmeye çalışılan havaya ne demeli? Seçime daha iki sene olmasına rağmen tam manasıyla önünün kesilmesine yönelik rüzgâra ne demeli?
Bu esen rüzgâr gösteriyor ki ikili ilişkide “eski çamlar bardak oldu!” AK Parti’de artık hiçbir karar alma süreci eskisi gibi olmayacaktır. Bir güvenin sonucu olan“al gülüm ve gülüm” devri kapanmış çoktan kapanmıştır.

2014’de Cumhurbaşkanını halkın seçecek olması önemlidir. Halkın oyuyla seçilen Cumhurbaşkanının yetkisinin de daha fazla olması gündeme gelecektir. Bunun için Cumhurbaşkanına mutlak itaat eden bir Başbakan kaçınılmaz olacaktır. Bu durum kişilikle alakalıdır. Aktif siyaset gerektiren Başbakanlıkta herkes Yıldırım Akbulut gibi pasif olmayabilir! Kendi gücünü göstermek isteyebilir. Oraya gelince eskiden var olan özveri anlayışı belli mi olur artık yok olabilir. Onun için önceden tedbir gerekir…

Siyasette ileriye yönelik plan yapmak normaldir. Tutar ya da tutmaz, orası ayrı bir kondur. Geçmiş tarihimizde Özal ve Demirel cumhurbaşkanı seçildikten sonra aktif siyasete yeniden dönüş sinyali vermişlerdi. Maalesef onlar bu özlemi başaramadılar. Çünkü halk bıraktıkları yerde değillerdi. Onlar geri dönüşü başaramadılar. Ya Sayın Gül denerse başarı mı? Kendisi de eskilerin yaptığı gibi aktif siyasete dönüş sinyali verir mi? Hemen söyleyelim onun işi de zor gibi…

Bir kere Sayın Başbakan’ın kendi partisi içindeki konumu Sayın Gül ‘ün yeninde Köşk adaylığı için büyük engeldir. Zaten AK Parti’nin onayı olmadan yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmak Sayın Gül için tümden zordur. Öyle ya bir adayın seçilebilmesi için parti tabanı ister, yapılacak seçim çalışmasına maddi destek ister, seçmene siyasi vaatler ister vs… Kim kimin adına vaatte bulunacak?

Yeni bir parti kurup, sıfırdan iktidara yürüme bir hayli külfetli ve zor olacağına göre galiba Sayın Gül hiç sağa sola sinyal vermeden ve daha önemlisi; kendinden öncekilerinin yaşadığı hayal kırıklığını da yaşamadan aktif ve pasif siyasete veda edebilir. Bu sonuç hem kendisi, hem de yakını çevresindekiler için çok zor olsa da kendisinden bu fedakârlık mutlaka “bölünmeme adına” istenebilir! Birtakım senaryolar konuşulsa da ki konuşulacaktır, adımlar da atılacaktır, fakat “görünen köy kılavuz istemez” derler. Bu işler öyle birilerinin dışarından desteğiyle filan olmaz… Zaten ister istemez seçim yaklaştıkça birileri siyasi rüzgârı bu yönde estirecektir. Bu konuyla ilgili rüzgâr estirmek isteyen için malzeme bir hayli çok olur. İşin ucunda AK Parti’nin bölünmesi var denilir, CHP’nin adayanın kazanması söz konusu olabilir denilir vs… Sayın Gül’ün AK Parti adayına karşı aday olmasının tek alternatifi diğer partilerin kendisi üzerindeki ittifakı ile mümkün olabilir. Bir zamanlar CHP’nin Sayın Şener’in ismini telaffuz ettiği gibi. Zaten kendi adaylarını seçtiremeyeceklerine göre Sayın Gül’de illa ki hayır demezse neden olmasın? Siyaset bu. İşte size bir senaryoda bu… Velhasıl kelam, kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağı netlik kazanana kadar AK Parti’de köşk sancısı devam edecektir.

Hayırların fethi, şerlerin defi için…


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,7 puan)/12
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500