Vallahi 18 Mart 1915’e değin çarpışan o muhteşem ve şanlı Mehmetçik için bu söz doğruydu. Çanakkale geçilmezdi. O gün canlarını ve kanlarını vererek geçirmediler İngiliz ve Fransızların liderliğinde ki, yırtıcı leş sürüsünü, tek dişi kalmış sömürgeci emperyal canavarları.
Fakat Çanakkale geçilmedi mi, el cevap geçildi, hem de bal gibi, güle oynaya, elini kolunu sallayarak, kendilerine bir mermi dahi sıkılmadan, İngiliz donanması yaklaşık üç yıl sonra 1918 yılında Çanakkale’yi geçti, Marmara’yı kat ettikten sonra boğaza giriş yaptı ve işgal donanması Dolmabahçe açıklarına demirledi. Öyle ki, toplarını da Dolmabahçe sarayına çevirdi, nerdeyse toplarının namlularını sarayın içine Padişah Vahdettin’in gözlerine sokacaklardı.
Yani işin doğrusu fetihten sonra İstanbul ilk defa işgal edilmişti, Pera / Beyoğlu işgal subay ve askerlerinin işret, eğlence, şehvetlerini giderdiği mekâna dönüştü. Hele bir de yerli işbirlikçilerin, yerli yabancıların (native alliance) neşe ve coşkusu, zafer naraları, Müslüman Türk milletini küçümsemeleri, aşağılamaları görülmeye değerdi. İstanbul onların gözünde artık yeniden bir Kostantinopol’e dönüşecek ti. (gerçi ruh ve mimari olarak bugün de farkı yok ya)
İşin doğrusu İstanbul bir nevi tekrar geri alınmıştı. Bunun lamı cimi yok. Mustafa kemal bile İngiliz İşgal komiserliğinden izin alarak ancak Samsun’ a yola çıkabil di.
Peki, efendim niye böyle oldu, Almanlar yenildi de, biz de onun için yenildik, yalan. Bu züğürt tesellisi, topu taca atma, sivilleri küçümseme, mağlubiyeti başkalarının üzerine yıkma sorumluluktan kaçınma.. Niye? Çünkü asker ve komutanlar daima yener, onlar yenilmezdir ama bizim siviller, ahmaktır, işbirlikçidir masa da kaybeder.
Bu tam bir ittihatçı zihniyeti, militer ideoloji, askeri ve militer anlayışı parlatmak için sivil otoriteyi küçültme, hiç kimse şunu sormaz, Malazgirt’te, İstanbul feth edildiğinde, Otlukbeli’nde, Çaldıranda, askerler kazandığında siviller niye Masa’da kaybetmedi, diye.
Balkan savaşlarından itibaren, Birinci Dünya Savaşında Çanakkale ve Kutul Amara zaferini çıkarırsak ne yazık ki Ordumuzun fazla büyütülecek zaferleri yoktur. Hele Balkan savaşları Bulgar ve Yunan çetecileri karşısında devasa Osmanlı ordusu için tam bir faciadır. Neden çünkü Ordu siyaset yapmaktadır. Ruhunu ve taarruz gücünü kaybetmiştir. .
Efendiler Ordular yenilmez diye bir şey yok. Uhud’da Hz. Peygamberin başında olduğu Ordu maddi planda yeniliyorsa her Ordu zaafa uğrarsa, ruhunu ve imanını kaybederse, yetersiz bir kumandan tarafından yönetiliyorsa yenilir. Onun için hemen faturayı sivillere çıkarma alışkanlığından vazgeçelim. Biz cephede kazandık da, canım şu ahmak ve hain siviller masada kaybetti edebiyatını artık kimse yutmuyor?
Ha sivil yöneticiler, idareciler, yani devlet başkanları verdikleri emirlerlerle kendi Ordularını zaafa uğratamazlar mı? El cevap Uğratırlar. Ancak birinci dünya savaşında siviller, hatta padişah Vahdettin İttihat ve Terakki’in elinde bir piyondur. Fazla yetkileri ve manevra kaabiliyetleri yoktur. İtihat ve Terakki ise gerçekte askerlerin kontrolündedir. Yani devlete ve Ordu’ya başta Enver paşa olmak üzere Talat Paşa ve Cemal paşa gibi askerler hâkimdirler.
Yani diyeceğim odur ki, birinci dünya savaşına askerler kendi iradeleri ile yahut değişik soosyo, politik, askeri ve startejik nedenlerden dolayı girdiler, paşalar gibi de yenildiler, millet milyonlarca evladını kaybetti ve sonuçta tüm Anadolu işgal edildi. Filhakika, yenilgimizde sivillerin rolü yok denecek kadar azdır. Siviller ne yapsın! Mehmet ağalar bütün mal varlığını ve oğullarını bu vatana feda etmedi mi, onlardan mallarını ve canlarını istediniz de vermediler mi? analarının ak sütü gibi hem de başlarına kınalar sürerek verdiler, cephelere gönderdiler biricik oğullarını hatta analarını, kızlarını, karılarını, gelinlerini, yüzbinlercesi şehit oldu yüzbinlercesi gazi, yüzbinlercesi sakat kaldı. Daha ne yapsınlar. Sonuç sizlerde paşalar gibi yenildiniz mesele bu. Lafı sağa sola çekmeye gerek var mı?
Güçlü toplumlar milletlerine yalan ve ideolojik emellere matuf tarih okutmazlar, çünkü onlar için tarih bir övgü ve sövgü kitabı değildir. Faziletler de reziletler de doğru bir şekilde anlatılır ki, millet ibret alsın ve yapılan hataları bir daha yapmasın.