Bugün bir eserden (yapıttan) âsardan (eser sahibinden) bahsetmemiz bir görev, sorumluluk ve mesuliyet o zaman tohumdan ve topraktan; gülden ve gülcüden bahsetmemiz gerekir.
Bugün bir eserden (yapıttan) âsardan (eser sahibinden) bahsetmemiz bir görev, sorumluluk ve mesuliyet o zaman tohumdan ve topraktan; gülden ve gülcüden bahsetmemiz gerekir.
Eğer bir millet var olduğunu isbat etmek için binlerini şehit vermiş; milyonlarını öksüz ve yetim bırakmış; üzerlerine gelen milyonların acımasız ve gaddar saldırılarını durdurmuş; tek dişi kalmış canavarlara aslanlar gibi kükremiş; küllenmiş gönülleri kor haline getirmiş ve harekete geçirmiş; bu emanet benimdir, benim olmaya devam edecek, diye haykırmışta bunun mührünü basması gerekiyorsa o zaman bir eser ortaya konmalı, bir marş yazılmalıydı.
Yazılmalıydı, çünkü; kanayan yaralar onunla iyileşir, gönüller onunla sakinleşir, mısralar onunla mazileşir, beyitler onunla atileşir, kıtalar onunla abideleşir, şiirler onula şaheserleşir, şairler onunla şahikalaşırdı.
Büyük olayları büyüklükleri kadar anmak, yad etmek gerekiyorsa onu ancak gücü yetenler,hak edenler yapabilirdi. İşi yapanlar ücret alır, bağımsızlığı dert edinenler bağımsız kalır,bağrı yanıklar yaralılar deva arar ve bulur, Mecnunlar ve Ferhatlar nasıl destanlaşırsa Anadolu’yu şehir şehir ,kasaba kasaba, köy köy, ova ova dolaşan,ümitleri kaybetmişlerin ümidi haline gelen, takva, tevekkül, itidal, inkılap örneği olan adı duyulduğunda cephelerin silahı, barutu, pazusu olan, milletine ve bağımsızlığına olan aşkı mecnunun çölleri, Ferhat’ın gülleleri gibi efsaneleşen birisi yazabilirdi.
Onun için bütün denemeler ve gayretler boşa gitti. Belki biraz fazla iddia olsa da kelimelerin, cümlelerin, mısraların ve kıtaların çimentosu olan aşk, çile, sancı ve sabır yok olduğu için maya tutmadı, yapılanlar çürüdü;iş ehline kaldı.
Mecliste dört defa okunup bağırlara basılan; göz yaşlarıyla alkışlanan bir milletin şehitlerinin kanlarıyla sulanmış rengarenk güllerinin evlatlarına sunumuydu. Çünkü, her bir kelime tarih, kültür ve maneviyat kokuyor, kendilerini sarıyordu. Onu özlemiş ve beklemişlerdi. Ayrılık ve acı çekenlerin birbiriyle kucaklaşmaları gibi birbirlerini sarıyordu. Bağırlarına bastıkları cephane boğazlana kardeşleri, arkadaşları; namusları uğruna katledilmiş anaları, işgalci emperyalistlerin şenaatlerinin göstergesi olarak karınları delinmiş bacıları, yakılmış ve yıkılmış evleri, ekinleri, mahremleri ve mabetleriydi.
Akif, soğuk bir kış mevsiminde paltosuz olduğu halde ödül olarak verilen o zaman için çok büyük bir değer ifade eden 500 lirayı kabul etmedi. Çünkü; ordusuna cephane yetiştirmek için çocuğunun elbisesini cephaneye saran Fatma hatunu, kendini ölen sarı öksüzün yerine koşan güllü teyzeyi, namuslarını feda etmemek için yanan hatuneleri, cephedeki askere yiyecek yetişsin diye aç kalan bacıları, açlıktan ölen binlerce yavruları unutamazdı.
Tarihe yaptığı şehitliği parayla değişmezdi. Değişmedi de. Vatanı ve milleti için silahsız mücadele veren yüz binlerin fedakârlığını ferağ atını feryadını parayla satamazdı. Onun içi bu bir satış anlamına geliyordu
Akif’i Akif yapan bu yürek , bu ,iman, bu fedakarlık bu ufuktu böyle olduğu için bugün milyonlar bir yürek olarak haykırıyor ve salonlar ona olan sevgilerini hürmetlerini sunarken ruhum şad olsun büyük şair diyerek Fatihalar gönderiyor.Kime nasip olur bu bahtiyarlık.Kim gıpta etmez bu sultanlığa. Nicelerinin ismi unutulmuşken onun ismi gönüllerde, vicdanlarda, satırlarda ve salonlarda yaşıyor.Adı Akif olan binler, adı Akif olmasa da milyonlar seninle aynı ruhu taşıyor, seni hürmetle selamlıyor.
Seni bugünlerde daha iyi anlıyor, bağımsızlık ve istiklalin ne demek olduğunu daha iyi kavrıyoruz. Senin dediğin gibi çeşitli ırk,dil, dinden;kümesi andırır bir şekilde kapımıza dayanmış, birliğimize göz dikmiş, zalim ve gaddarlardan korkmuyoruz ve korkmayacağız. Bastığımız toprağı ve üzerindekileri tanıyoruz. Tekrar bize istiklali yazdırmaya kalkışmak için çalışanları tanıyoruz, onların hile ve tuzaklarına müsade etmeyeceğiz.
Seni, bütün gazi ve şehitleri muhacir bir ninenin ninnileriyle büyümüş bir torun olarak selamlıyor hürmetler ediyorum. Ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun.