Erzincan eksenli soruşturma ve davada; gizli tanıkların Ankara’da üst düzey yargı mensupları ve gazetecilerle görüşmelerini, Erzincan/Ankara hattında adeta mekik dokuyan CHP’li vekillerin organize ettiği iddia ediliyor.
HSYK, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin ortaya koydukları hukuksuz ve ideolojik tavırlar, CHP ile yargının yasak ilişkisinin acı meyveleri. Pek sevişiyorlar anlıyoruz. İşin tuhaf tarafı böyle ‘mahrem ilişkiler’i halka rağmen ve halkın gözü önünde yapmaktan da çekinmiyorlar.
Yüksek yargıdan kaynaklanan insan hakkı, demokrasi ve hukuk gibi değerlere yabani olan inisiyatif ve tasarruflar, CHP ile kan hısımlığını yani pek yakın akrabalığı gözler önüne seriyor. Aslında kan hısımı oyan her iki partnerin de devam eden ‘yasak ilişki’ sürecinde, ‘akraba evliliği’nin sıhhi sakıncalarını ve muhtemel menfi sonuçlarını dikkate almaları gerekmekte ise de, hiç tınlamadıklarını görüyoruz.
Sonra ne oluyor?
Ortaya Erzurum özel yetkili savcılarına hukuksuz ve emsali görülmemiş müdahale. Tüm özel yetkili savcıların tasfiyesi ve iddianamenin birinci derecedeki şüphelisi Org. Saldıray Berk’i savcılık ifadesinden kurtarmak gibi, Kozmik Büro soruşturmasında görev ve yetkisi olmadığı halde devlet sırrıyla ilgili görüş açıklayarak savcıları ve hâkimleri bizzat etki altında bırakmak gibi (A. Suat Ertosun), Tüm demokratik dünyanın hukuk dizaynına uygun olması beklenen (ama olamayan) bir yargı reformunu bile ‘yargıyı kuşatmak’ gibi sözlerle karşılamak gibi, Hakkı, görevi ve yetkisi olmadığı halde her uzatılan mikrofonda bir faşizan sada bırakmak gibi, Militer ve faşizan bir Cumhuriyet perspektifine yargı eklemlemek gibi, Bizzat Yargıtay Başkanının başörtüsü ile ilgili anayasa değişikliği serencamında yeni göreve başladığında ‘Türkiye ortaçağ karanlığına dönmeyecektir’ cümlesini kullanması gibi, Ve daha pek çok hukuk ve vicdanın reddettiği açıklama ve kararlar gibi hilkat garibeleri tezahür ediyor. Bu hilkat garibelerinin babası CHP. Anası da yüksek yargı.
Son gelişmelerle basına düşen haberler de bunu doğruluyor.
Erzincan eksenli soruşturma ve davada; gizli tanıkların Ankara’da üst düzey yargı mensupları ve gazetecilerle görüşmelerini, Erzincan/Ankara hattında adeta mekik dokuyan CHP’li vekillerin organize ettiği iddia ediliyor.
CHP’li Tınaztepe, “gizli tanıklar Ankara’ya gezmeye gelmiş ben de öyle görüştüm” kabilinden bir açıklama yapsa da olayın perde arkası böyle görünmüyor. CHP’li Ahmet Ersin de gizli tanıklarla Erzincan’daki görüşmesini, önce gizlemiş, arkasından reddetmiş ve en son “eşinden boşanacakmış onu görüştük” şeklinde yapay bir gerekçeyle açıklamaya çalışmıştı.
Radikal gazetesi de olayın tam göbeğinde yer alıyor. Gazete muhabiri Mesut Hasan Benli’nin haberinde “Cihaner’in yakını” olarak belirttiği Davut Konıg’le görüşmesi, bu görüşmenin Ankara Şehirler Terminali (AŞTİ)’ndeki kuytu bir bölümde gerçekleşmesi, Konıg’ın, Gizli tanık Munzur ile muhabir arasında adeta mekik dokuması, Gizli tanık Munzur’un muhabirin sorularına direkt cevap vermesi engellenirken, Konıg kontrolünde kontrollü cevaplar verilmesi çok önemli.
AŞTİ’ye Davut Konıg ve gizli tanık Munzur beraber gelirken, daha sonra ayrılıyorlar.
Basına yansıdığı kadarıyla CHP’li vekillerin koordine ettiği gizli tanıkların ziyaret trafiğinde Radikal Gazetesi Muhabirinin de yüz yüze görüştürülmesi inanılmaz bir skandal. Hem siyasi hem de hukuki bir skandal.
Gizli tanıklardan birinin kendisine önerilen 80 bin TL rüşveti anlattığı hem iddianameye hem de gazetelere yansımıştı. Gizli tanıkların Ankara’ya getirilmesinde peşin 50 bin TL ödendiği, CHP’li vekiller aracılığıyla, bazı YARSAV üyeleri, yüksek yargı mensupları ve İstanbul Ankara hattında bazı medya haber müdürleri ile görüştürülmeye çalışıldıkları iddialar arasında
Yargıtay Başkanı, dava adamlığı şuuruyla ‘yargı kuşatma altına alınıyor’ diyor ya. Bu gizli tanıkların ifadelerinin değiştirilmesi için yapılan siyaset ve medya kuşatmasına sırtını dönerek konuşuyor. Dönmek zorunda. Yoksa bu sözü zaten söyleyemez.
CHP, bu durumda kendini nasıl savunabilir? Yapılanlar basbayağı adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve delillerin karartılması suçunu gösteriyor.
Bu gelişmelerin hepsi Radikal ve CHP’li vekiller de dâhil olmak üzere ciddi şekilde savcılık tarafından otomatik olarak soruşturulmak zorundadır.
Halen tüm illegal klikler, legal bağlantıları da dâhil olmak üzere aktiftir. Ergenekon tüm hatlarıyla aktiftir.
Türk yargısının bekâretini kaybettiği doğrudur. Bu tarih hassaten 28 Şubat 1997’dir.
Yargının kuşatma altında olduğu da doğru. Ama kim kuşatıyor acaba?
Kapanmaktan zor kurtulan ve halen Yargıtay Başsavcısının yakın markajında olan AKP mi?
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana millete rağmenci bir faşizmin resmi sesi olan CHP mi?
Yoksa her daim kendi milletini takip ve tarassut altında tutmaya devam eden ve yaptığı illegal müdahalelerle her dem millete, siyasete ve yargıya balans ayarı yapan Genelkurmay mı?