Yer Mersin, organize CHP kadın kollarının, konu “Hilafet” in kaldırılmasının yıldönümü vesilesiyle basın açıklamasının yapılması, eylem çarşafların yırtılması.
Örtü ile verilen mesajlar vardır. Belli ki bu mesajlar bazı kesimleri oldukça rahatsız etmiş. Etmiş ki, hilafetin kaldırılmasının yıldönümünü bahane ederek, dört bir koldan çarşaf yırttılar, ayaklar altına alarak çiğnediler ve asla peçe takmayız sloganlarını attılar.
Yer Mersin, organize CHP kadın kollarının, konu “Hilafet” in kaldırılmasının yıldönümü vesilesiyle basın açıklamasının yapılması, eylem çarşafların yırtılması.
Yırtılan çarşafla beraber neler yırtılmış oldu ve neler yırtılmak istendi; çiğnenen çarşafla beraber neler çiğnendi ve çiğnenmiş oldu?
Aslında yırtılan imanımızdı, kutsalımızdı, haysiyetimizdi. Ayaklar altına alınan geçmişimizdi, tarihimizdi, örfümüzdü, ananemizdi. Parçalanan haya, edep çizgimizdi, kimliğimizdi, onurumuzdu. Ha çarşafı parçalamak, ha camiyi yıkmak; ha çarşafı ayaklar altına almak, ha “Kur’an” ı ayaklar altına almak; aslında aynı sebeptendi ve birbirinden farkı yoktu. Bilinçaltına yerleşmiş hazımsızlığın dışavurumu idi.
Kamusal alanda, üniversitelerde, örtüden rahatsız olan, İmam Hatipli’ nin imamlıktan başka görev almasını kabullenemeyen, bir ordu mensubunun namaz kılmasını görevden atılmasının gerekçesi olarak gören de aynı zihniyetti. Simgesel de olsa dine dair en ufak bir iz olmamalıydı, mümkün ise hiçbir yerde. Bahane hazırdı, laiklik, cumhuriyet, rejim tehlikedeydi.
Darbe bize olursa olmaz, onlara olursa olur, diyen de aynı zihniyetti. Adalet bizden yana karar verirse sorun yok, onlarda yana karar verirse, adalet siyasallaştı diyen de aynı zihniyetti. YÖK bizim istediğimiz gibi düzenlemeler getirirse ala, onların yararına bir düzenleme getirirse atamalar yanlı yapılıyor diyen de aynı zihniyetti. İnsan hakları bizim için geçerlidir, özgürlükler bizim için geçerlidir, ama sıra inançlı müslümana gelince, hayvan hakları için yaptığı eylemlere inat suskunlaşan da, aynı zihniyet. Hatta Taksime cami yapılamaz diye, elinde gelse devletin resmi idarecilerini bir kaşık suda boğacak, aynı zihniyet. Nerede halkın çoğunluğuna saygı, anlamak mümkün değil.
Bu zihniyet çarşaf ortadan tamamen kalksa durulur mu? Hayır. Sıra başka bir şeye gelir, ve o parçalanır, ayaklar altına alınır. Ve bu böylece inanca ve kutsala dair ne varsa, zerre kadar bir iz, ve bunlara dair zerre kadar savunma ifade eden bir söz kalmayıncaya kadar devam eder. Zira aynı zihniyet, kendi tabirleri ile modern giyimli ama tarafsız düşüncelerini ortaya koyan, sistemin yetiştirdiği akademisyenini de, aydınını da, köşe yazarını da, sivil toplum örgütlerini de, halkı da kabul etmez. Bir takım “güç” içeren odakları ardında hissettiği içinde, bunları dillendirmekten çekinmez.
Çarşaflı oluruz ya da olmayız, bu bir tercih meselesidir. Giysek de, giymesek de çarşaf bir emanettir ve yüklenmiş olduğu bir misyonu, bir “bayrak” tarlığı vardır; ezan gibi, tesbih gibi, minare gibi. Yırtılınca neler yırtılır, iyi düşünmek lazım, vesselam