Müzik tüm sanat dalları gibi insanın "insan" tarafına hitap eder. Duyguları, düşünceleri estetik bir şekilde tanımlar, anlamlandırır.
Müziğin insan ruhundaki etkisi tartışılmaz bir gerçek. Dinlediğiniz müziğe bağlı olarak psikolojiniz bile değişebilir. Tanıdığım biri vardı öğrencilik yıllarımda aynı evde kalmıştık. Çok gergin, negatifti. Sabahları daha bir olumsuzdu, yaşama karşıydı adeta. Her birimiz okullarımıza dağılmadan önce güzel bir müzik eşliğinde hazırlanırdık çoğu zaman. Bir tek o arkadaşım tahammül edemezdi o etkileyici nağmelere. Şimdi anlıyorum ki aslında dışardan herhangi bir etkenin psikolojisini değiştirmesine tahammülü yoktu. Müzik bu değişimi "anlık"ta olsa yaşatan bir unsur çünkü. Tahammül edemediği değişkenlikti, müzik değildi.
Her neyse psikolojik çözümlemeleri bir tarafa bırakalım musikimizin eşsiz örnekleri şarkılara gelelim. Şarkıları, eseri ortaya çıkaranların cephesinden irdeleyim...
Her güftenin muhatabı vardır;
Örneğin Leyla Saz Hanım'a ait hüzzam eser, sevgilinin güzelliğini hem beste hem de güftesiyle olağanüstü zarif anlatmıştır. Dinleyici bu eseri dinlerken musıkinin sükunet veren nağmelerinde kaybolur, sözlerin zerafetiyle dilin estetiği karşısında mest olur...
İşte bir kadının duygu dünyasından çıkan o harika eser;
Ey sabah-ı hüsn-ü anın afitabı enveri
(Ey güzeller güzeli sabahın güzel ışığı)
Ey zarafet bağının şen bülbül-ü nazik teri
(Ey zerafet ülkesinin şen bülbülünün nazik bedeni)
Yokken asla gönlümün kalb-i latifinde yeri
(Asla güzel kalbinde gönlümün yeri yokken)
Ben bu halimle ne sevdim sen gibi bir dilberi
(Yine de ben bu halimle ne sevdim senin gibi güzeli)
Evet şarkılar hep birilerini söyler. Hep birşeyleri anlatır. Yaşamın; aşkına, coşkusuna, hüznüne, elemine, sevincine, sitemine karşılık gelir. Bir musiki eserinin güfte ve bestesini yapan sanatçı kendi özelinden yola çıkar. Yukarıda örnek olarak verilen güftede de olduğu gibi dinleyicide bıraktığı iz, uyandırdığı duygu arasında parelellik vardır. Güfte yazarının duyguları yansır dinleyiciye. (Bu arada bu şarkıların videosunu videolar bölümüne eklemeye çalışacağım.)
Ancak şarkının güfte ve bestesini yapanların esere yansıttıkları duygular dinleyicide bazen bambaşka bir karşılık bulur. Her dinleyen kendi hikayesiyle dinler çünkü. Oysa öyle şarkılar vardır ki eseri ortaya çıkaran sanatçının duyguları, hikayesi ile dinleyicide bıraktığı iz arasında fark vardır.
Şimdi bir bakalım severek dinlediğimiz şarkılar kimi veya neyi söylemiş?
Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır
Güftesi Fitnat Duyar'a bestesi Yesari Asım Arsoy'a ait "Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır" adlı Hüzzam eser.
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır
Bu sözlerden oluşan şarkının dinleyicisi büyük bir aşkı düşünür, varsa kendi aşkıyla özdeşim kurar. Ve bu duygularla hüzünlenir, maşuğunu hatırlar. Ne var ki bu eserin Hz. Muhammed için yazıldığı dinleyicilerin çoğu tarafından pek bilinmez. Eser sahibi şarkıda beşeri bir aşkı değil, Peygamberine ithafen O'nu sevmekle ömrünü geçireceğini vurguladığı coşkun bir manevi hali işler... Ancak bu şarkı nasıl anlaşılırsa anlaşılsın yine de dinleyeni bambaşka bir dünyaya götürür. Güftenin kimi anlattığını bilmek ise ayrıca anlam katar esere...
Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece
Aynı şekilde Merhum Sadettin Kaynak'ın çok bilinen hareketli eserinin nasıl ortaya çıktığına da değinelim. Oldukça şaşırtıcı gelebilir; besteci, bir gün sabah namazından sonra yatar, rüyasında Hz. Peygamber'i görür ve uyanır uyanmaz duygu seliyle şu güfteyi yazar;
Muhabbet bağına girdim bu gece,
Açılmış gülleri derdim bu gece,
Vuslatın çağına erdim bu gece;
Muhabbet doyulmaz bir pınarmış.
Ararım, ararım, ararım seni her yerde;
Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?
Açıldı bahtımın gonca gülleri,
Gönül bağında öter bülbülleri,
Aşkıma sarayım hep gönülleri,
Muhabbet doyulmaz bir pınarmış.
Ararım, ararım, ararım seni her yerde;
Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?
Hepimizin neşeyle dinlediği bu hareketli parça aslında Saadettin Kaynak'ın Peygamber sevgisinin verdiği coşkunlukla bu kadar hareketli ve etkileyicidir.
Yine Bir Gülnihal Aldı Bu Gönlümü
Dede Efendi'nin "Yine Bir Gülnihal" adlı eserini besteleyiş hikayesi ise oldukça dramatiktir.
Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü
Sim ten, gonca fem, bibedel ol güzel
Ateşin ruhleri yaktı bu gönlümü
Pür eda, pür cefa, pek küçük, pek güzel
Görmedim kimsede böyle bir dilrüba
Böyle kaş, böyle göz, böyle el, böyle yüz
Aşıkın bağrını üzmeye göz süzer
El aman, pek yaman, her zaman, ol güzel
Dede Efendi , Padişah Abdülmecid başta olmak üzere saray ahalisinin "alafrangalaşma"ya başlamasına çok içerler. Özellikle Vals türü müzik, döneminde hem Avrupa'da hem de Osmanlı sarayında çok popülerdir. Dede Efendi "Yine Bir Gülnihal" adlı parçasını Vals usülünde besteleyerek alafranga müziğe nispet yapmıştır. Gerçekten Vals türünde Avrupa'da dahi eşsiz bir eserdir. Vals usülündeki besteyi yaptıktan sonra Hz.Muhammed'in, Medine' deki karşılanış müziğini (Taleal bedru aleyna) mânâdan alıp, bestelemiştir. Gece rüyasında dinlediği, sabahleyin notasını yazdığı bu ilahinin asıl güftesini yeniden bulduğu söylenir. Bu besteyi "mana aleminden madde alemine getirdikten" sonra "artık ben buralarda bulunamam" deyip, öğrencileri Mutafzade Ahmed ve Dellâlzade İsmail Efendi ile birlikte padişahtan izin isteyip hacca gitmeye karar verir. Hicaz'da hacı olduktan sonra yakalandığı kolera nedeniyle vefat eder. Mezarı Mekke'dedir.
Kimseyi Böyle Perişan Etme Allah’ım Yeter
Bu hicaz şarkının ortaya çıkış hikayesi de oldukça dokunaklıdır.
Bakırköy Çamlık mevkiinde devrin en popüler ruh doktoru Rahmi Duman'ın evlat acısını anlattığı güfteyi Alaeddin Yavaşça bestelemiş ve musikimizin sevilen eserleri arasında yerini almıştır.
Rahmi Duran'ın bu güftesini ortaya çıkaran üzücü hikayesi şöyledir; 12 Mart olayına neden olan karışık günlerin birinde 15 yaşındaki oğlu Türkiye Halk kurtuluş Ordusu’nun (THKO) militanları tarafından fidye için kaçırılır. O dönemin oldukça hatırı saylır miktarı 250 bin lira isterler. Rahmi Duran parayı zorlukla denkleştirir ve fidyeyi öder oğlunu, kurtarır.
Oğlunun rehin tutulduğu günlerde bir baba olarak yaşadığı kaygı ve acıyı ifade ettiği güfteyi bestekâr Alaeddin Yavaşça'ya bestelemesi için verir. Ortaya bu eser çıkar. Bu çok fazla popüler olmayan ama çok güzel bir şarkıdır. Ve bir babanın evlat sevgisini, hasretini ve acısını çok dokunaklı anlatır...
Kimseyi böyle perişan etme Allah’ım yeter.
Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir haber
Ağlamaktan gözlerim etrafı artık görmüyor
Hazreti Yakup’a döndürdü beni hükmü kader
Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın
Güftesi Melek Hiç'e bestesi Amir Ateş'e ait muhayyerkürdi bu eser hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bir rivayete göre Melek Hiç sokakta gördüğü bir çocuktan etkilenmiş ve ona yazmıştır. Bir başka rivayete göre bu şarkı bir bebekten esinlenilerek yazılmıştır. Kesin olan şu ki dinleyenler bu şarkıyı sevgiliye ithaf etseler de güftenin bir çocuğa yazıldığıdır.
Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın
Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın...
Evet şarkılar söylüyor ,kimi, neyi anlatırsa anlatsın dillere nağme oluyor. Ve elbette aşk gibi sevda gibi gönüllerdeki yerini alıyor. İster hikayesini bilelim ister bilmeyelim..