01:09
Kelkit Vadisi'nde şenlikler sürüyor Payas Belediyesi Meclis Üyesi Bestami Kılınç: Yayla sakini olmamız ve belediyedeki görevimizden dolayı güvenlik güçleriyle birbirimizi tanırız Oto yıkama dükkanına saldırı: 1 ölü, 2 ağır yaralı 150 çocuk erkekliğe ilk adımı attı Düzce'de kaza: 3'ü ağır, 10 yaralı Gümüşhane'de Kaza: 2 ölü 5 yaralı 2. FAI Avrupa Yamaçparaşüt Hedef Şampiyonası tamamlandı Referandum öncesi 'evet' toplantısı Başbakan Erdoğan BSK Metropark Hastanesi'nin açılışını yaptı Cübbeli Ahmet Hoca'dan ilginç açıklama Akdağ: Evren, Erzurum'u aforoz etmişti Mersin'de silahlı kavga: 3 yaralı Kılıçdaroğlu Kilis'te vatandaşlara seslendi Fenerbahçe'de Young Boys maçı hazırlıkları Önden giden atlı Adem Tatlı'nın sevenleri oğul Tatlı'nın sünnet töreninde buluştu 2.Anamur Muz Festivali'inde yerli muzun geleceği tartışıldı Bakanlıktan çok kritik GDO'lu ürün kararı Safranbolu'ya Resim Atölyesi Bakan Atalay: Dörtyol'da soruşturma derinleştirilerek sürüyor Kırşehir'de, Şeh Edebali Meydanı açıldı Yozgat'ta 3. Gurbetçiler Şöleni başladı Kremlin karşıtı gösteriye polis müdahale etti: 30'dan fazla göz altı var Trafik kazasında hayatını kaybeden anne ve üç çocuğu gözyaşlarıyla Kayseri'ye uğurlandı Hakkari'de BDP mitinginden sonra gerginlik Erdoğan'a Malatya'da tehdit! Sarıkaya'da mobese çalışmaları yeniden başlıyor Zonguldak'ta 4 katlı bina alev alev yandı Kuşadası Gençlikspor'da Hüsnü Uçar dönemi Neslinin tükendiği söylenen Akkuyruklu Kartal Bafa semalarında görüldü (DÜZELTME) MİT Müsteşarlığı'ndan Erzurum Valisi Öztürk'e ziyaret

Şam'da “Savaş Konseyi”

Dün Şam’da düzenlenen ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile Mahmud Ahmedinejad’ı ve bunun yanı sıra Hizbullah lideri Hasan Nasrullah’ı bir araya getiren üçlü zirve, İsrail’in taraflardan birine ya da hepsine birden saldırı düzenlemesi durumunda rol ve görevlerin dağılımı ile gelişmiş planlar yapmak için toplanmış bir savaş konseyi görünümündeydi.



Tarih: 03.03.2010 12:24:14
Okunma Sayısı: 344

Dün Şam’da düzenlenen ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile Mahmud Ahmedinejad’ı ve bunun yanı sıra Hizbullah lideri Hasan Nasrullah’ı bir araya getiren üçlü zirve, İsrail’in taraflardan birine ya da hepsine birden saldırı düzenlemesi durumunda rol ve görevlerin dağılımı ile gelişmiş planlar yapmak için toplanmış bir savaş konseyi görünümündeydi. Aynı çerçevede burada Başkan Ahmedinejad ile Filistinli grupların liderleri arasında da kapsamlı bir buluşma gerçekleştirildiğini unutmuyoruz.

Bu toplantının zamanı, yapılış tarzı, sonunda yapılan basın toplantısı; bağları güçlenen stratejik bir ittifakın olduğunu ve bunun savaş çıkması durumunda Amerikan-İsrail ittifakı ve Arap hükümetlerinden –gizli ya da alenen- bu ittifaka katılanlara karşı mızrak başı olacak yeni bir cepheyi vücuda getirdiğini doğruluyor.

İran Cumhurbaşkanı gelecek ilkbahar ya da yaz ayında yani birkaç ay sonra savaşın patlak vereceği görüşünü dile getirdi. Hasan Nasrullah ise İsrail’in Lübnan havaalanını, elektrik santralleri ya da canlı hedefleri vurması durumunda Tel Aviv Havaalanını ve elektrik santrallerini vuracağını söyledi.

Biz yeni bir dil, benzeri görülmemiş bir kendine güven, daha önceden özellikle de barış seçeneğine meyledilip diğer bütün seçeneklerin rafa kaldırılmasından ve uzman aşçılar elinde Amerikan mutfağında özenle hazırlanan Arap barış girişimine meyletmenin vurgulanmasından bu yana Arap rejimlerinden duymadığımız cevap verme istidadıyla karşı karşıyayız.

Bölge şuan 1991 ve 2003 Irak savaşlarına benzer ve aynı pusula uyarınca yeni bir ayıklanma süreci yaşıyor. Yani bazıları -bazı Arapların bölge tarihinde ilk defa Irak’a karşı Amerikalılarla ittifak kurması gibi- Amerikan cephesinde yer alırken diğerleri de karşı cephede yer alıyor. Biz gelecek dönemde daha tehlikeli bir olguya tanık olabiliriz. O da Arapların Suriye-İran ittifakı ve onun dallarına karşı Amerikan-İsrail cephesinde yer almasıdır.

Suriye liderliği göründüğü şekliyle konumunu netleştirdi: Amerika’nın basmakalıp ve ucuz kurlarına kapıları kapatıp İran’la stratejik ittifakını güçlendirmeye karar verdi. Böylece, bölgede sorun çıkaran İran’dan uzak durmasını isteyen Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un nasihatlerine net bir şekilde cevap vermiş oldu.

Suriye bu kararı Batı’ya özellikle de Amerika’ya açık kapı bırakan, sakin bir diplomasiyi takip ettiği uzun bir zamandan sonra aldı. Ama görünen o ki; savaş zamanının yaklaşması bu metottan vazgeçmesine ve gelecek ihtimaller ya da “savaşlar” için hazırlığa başlamasına sebep oldu.

Suriye İran’la 30 seneden fazla geçmişi olan stratejik ittifakını sonlandıramaz. Hatta onun bu seçeneği hiç düşünmediğini söylersek abartmış olmayız. Çünkü ortaya atılan alternatifler zayıftı ve her türlü ölçekte basit kalıyordu.

Bayan Clinton, Suriye’nin İran’dan uzak durmasını isteyerek, bu isteğinin yerine getirilmesine karşılık olarak da sanki Şam Amerikan büyükelçisi olmadan yaşayamıyormuş gibi büyük elçinin Şam’a dönüş sinyalinden başka bir şey sunmayarak ahlaki normlar ve diplomasiden saptı.

30 yıldır Suriye, 30 yıldır bölgeye hükmeden Suud-Mısır üçgeninin temel kenarıdır ve barışa meyillidir. Amerika bu “ılımlığına” karşı ona ne verdi? Golan Tepelerini geri mi verdi? İşsizlere onurlu bir yaşam ve iş imkânı sağlayacak yatırımlara para akışı mı sağladı yoksa onu terörist ülkeler listesinden sildi mi?

Şam ile hiçbir Amerika şehri arasında doğrudan uçuş hattı yok. Hatta Suriye, Irak Başkanı Saddam Hüseyin’in rejimine muhalefet etmiş, dolaylı da olsa Kuveyt’in “kurtarılmasına” eşlik etmiş ve terörizmle savaşa tam olarak destek vermiş olmasına rağmen 50 yıldır hiçbir Amerikan uçağının uluslar arası Şam havaalanına indiğini görmedik.

Bölgede hızlı gelişmelerle karşı karşıyayız. Hasan Nasrullah’ın alenen Şam’a ziyarette bulunduğunu, Ahmedinejad’ın Sünni bir imamın arkasında bir camide namaz kıldığını ve bu konu hakkında provoke soru sorarak onu kışkırtmaya çalışan al-Âlem televizyonu muhabirine karşı patladığını ne zaman gördük?

Belki bazıları bunun, Sünni gruba yaklaşmak amacıyla özenle üzerinde çalışılıp hazırlanmış medyatik bir adım olduğunda ısrar edebilir. Belki de gerçekten öyledir. Böyle olsa bile yanlış nerde? Hepimiz müslümanız. Suud, İran karşıtı itidal devletlerinin en önde gelenlerinden biri. Suud geçen senelerde Kral Abdullah Bin Abdülaziz aracılığıyla iki önemli girişimde bulundu: bunların ilki İslam mezhepleri özellikle Sünnilik ve Şiilik arasında yakınlaşma sağlamak için derinlemesine tartışmaların ikincisi de üç semavi dinin takipçileri arasında dinler arası diyalogun başlatılmasıdır.

Sünni Arap liderlerin tarihi maslahatı gerçekleştirmek için şii mescitlerinde, Caferi imamlar arkasında namaz kıldıklarını ve Amerika’nın Irak’ı işgal etmesiyle derinleşen mezhep kavgasının toprağa gömüldüğünü görmeyi temenni ediyoruz. Buna engel nedir? Hepimiz peygamberin ümmeti değil miyiz?

Yeni İran-Suriye ittifakının nükleer başlık ya da Amerika ve İsrail’in sahip olduğu geliştirilmiş silahlara sahip olmadığını biliyoruz. Yani askeri denge eşit değil. Ama İsrail 2006’da Lübnan’ın güneyini işgal etmek için uçaklarını ve tanklarını gönderdiğinde de durum bu değil miydi? Sonuç ne oldu?

Amerika-İsrail vurucu gücü tartışmasız bütün standartlara göre büyüktür. Ama şunu hatırlamalıyız ki Hiroşima ve Nagazaki’ye iki nükleer bomba atılmasına rağmen Japonya Japonya olarak kaldı, Almanya ayrıldıktan 50 sene sonra birleşti, Suriye ve Mısır 67 yenilgisinden sonra oldukları gibi kaldılar. Sorulacak soru: İsrail yeni bir saldırıya yeltenmesi durumunda olduğu gibi kalacak mı, varlığını devam ettirse bile bu şuan ki şekliyle mi olacak sorusudur?

İsrail içerde ve dışarıda ciddi bir kriz yaşıyor. Hatta Gazze ve diğer yerlerdeki zayıf insanlara defalarca saldırması, kasıntısı, gururu, bütün barış tezleri ve projelerini tahrikkar bir şekilde reddedişi nedeniyle bunalmış Batılı müttefik çevrelerce nefretle karşılanmaya başlamıştır. Dubai’de Mahmut el-Mebhuh adında savunmasız bir insanı öldürmek için casus birliği göndermesi de onun kaos hali yaşadığını göstermektedir. Bu operasyon her ne kadar hedefini gerçekleştirmede başarılı olmuş olsa da İsrail’e aksi sonuçlar getirmiştir.

İsrailliler savaş çanlarını çalıyorlar. Obama idaresi de onların dizginlerini eline alamıyor gibi görünüyor. Belki de İsrail’in, İran ve Suriye’ye savaş açmasının kaçınılmazlığına o da ikna oldu. Bu da onun barış sürecinden el etek çekmesini, İsrail’in Kudüs’te yerleşim birimleri inşa etmeye hakkı olduğunu kabul etmesini ve Filistin Ulusal Yönetimindeki ortaklarını umursamaz bir tavır takınmasını açıklıyor.

ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen ve Başkan Yardımcısı Joseph Biden’den başlayarak Amerikalı askeri yetkililerin bölgeye saldırması, dün Amerika Savunma Bakanı Robert Gates ve İsrailli mevkidaşı Ehud Barak’ın Washington’da bir araya gelmesi, Netanyahu’nun gelecek hafta Washington’a yapması beklenen ziyareti; savaşın yaklaştığının bir işaretidir uzaklaştığının değil.

İsrail bölgede onun stratejik gücünü söndürecek nükleer bir güçle yaşayamaz. Aynı şekilde vizeleri kaldıran, vatandaşlarına kimlik kartlarıyla dolaşma izni veren ve ortak projeler ile ticaret alışverişinin genişlemesini sağlayan İran, Suriye, Türkiye, Lübnan ve Ürdün’ü içine alan bir İslami bloğu da sınırlarında kabul edemez.

Bu nedenle, İran, Suriye ve diğer Araplara yaklaşıp aynı zamanda İsrail’den uzaklaşarak bu dengeyi kuran ve onu sağlamlaştıran Recep Tayyip Erdoğan hükümetine karşı başarısız askeri darbe haberlerinin gelmesi tesadüf değildir.

Ahmedinejad’ın Beşşar Esad’la düzenlediği basın toplantısının başında sarf ettiği “Suriye, İran, Lübnan, Filistin ve Irak halkları ilerleyen günlerde İsrail’e ve onun saldırılarına karşı çıkacaktır” sözlerin dil sürçmesi olduğunu düşünmüyoruz. Washington Irak’taki yenilgisini ve bu alanda 800 milyar dolardan fazla para harcadığını tekit eden bu dil sürçmesini duydu mu? İlerleyen günler sürprizlerle dolu. Umut ederiz ki bu sürprizler Araplar ve Müslümanlar için sevindirici olur.

Yorumlar

   
İsim:
E-Mail:
Şehir:
Mesaj:
 

12 Eylül'de yapılacak Anayasa değişiklik paketi referandumunda oyunuz ne olacak?
Evet
Hayır
Kararsızım
Oy kullanmayacağım