Emasya, hükümeti kaldırmadan…

Önce kendi ordumuzu cinnete sürüklemek ve millete kastetmek isteyen gerçek tehditleri ve habis tümörleri ordu içinden temizlememiz gerekiyor.



Tarih: 25.01.2010 09:13:48
Okunma Sayısı: 217

 
Türkiye, Cumhuriyet tarihinde hiç bu kadar açık bir güçler mücadelesine sahne olmamıştı. Liberaller, sosyalistler, İslami hassasiyetli yelpazeler blok halinde demokratik cenahta mücadele ederken, sadece ulusalcı-Kemalistler, yıllar içinde sahip oldukları kronik bürokratik zümreye dayanarak demokratik tekâmüle karşı çıkıyorlar.

Yani demokrasi düşüncesi, sosyalistleri, liberalleri, anarşistleri ve İslami yelpazeyi ortak paydada toplayabilirken, ulusalcı-Kemalist’ler ısrarla bu paydadan uzak duruyor. Bu demokratik ortak paydaya karşı mücadelelerini bir sınıf bilinci-mücadelesi içerisinde yürütüyorlar. Demokrasinin ülkede hâkim olmasıyla, hayat sahalarını kaybetmek istemiyorlar.

Merhum Özal döneminde sivillerin askeri bürokrasi üzerindeki kontrol mücadelesi Özal’ın şahsıyla ve sınırlı bir ölçüde partisiyle sınırlı kalmışken, Ergenekon sürecinden bu yana tüm demokratik güçlerin askeri bürokratik zümreyle demokrasi uğruna iktidar mücadelesine girdiği gözlenmektedir.

Mücadelenin oldukça çetin geçtiği bir vakıa.

Geç de olsa millet ve siyasal figürler bu demokratik perspektif seviyesine ulaştı. Hatta ordu içindeki antimilitarist-demokratik unsurlar bile. Uyuma modunu terk edip aktivasyon moduna geçtiler.

Böylece ardı ardına ihanet ve müdahale planları deşifrasyon zinciri başladı. Şimdiki demokratik perspektif ve sivil unsurlar 1990’larda da mevcut olsaydı ne Batı Harekât Konsepti rahat çalışabilirdi ne de 28 Şubat cuntası. Bu mantık silsilesini 1960 ihtilaline kadar geri çekebilirsiniz.

Tüm dünya milletlerine açıklayıcı bir materyal olarak cunta-darbe-halkın, hükümetlerin kontrol ve takibi konularında ortak bir öğretici yayın hazırlanmak istense, sanırım sadece TSK’dan tüm örnekler ve modeller anlatılabilir. Ne acı!

Balyoz Harekât Planının ortaya çıkması hiç şaşırtıcı değil. Belki üç sene sonra da 2010 yılındaki darbe çalışmalarını okuyacağız gazetelerde. Eğer Taraf gazetesi yayın hayatını devam ettirirse kuvvetle muhtemel Taraf’ta.

Bir nokta dikkat çekici.

Org. Çetin Doğan’ın başında olduğu Balyoz Harekât Planı, 2003 tarihli. 2003–2006 yıllarını ihtiva ediyor.

Ama Ergenekon faaliyeti olan Ayışığı-Sarıkız-Yakamoz-Eldiven darbe planları da 2003 tarihli.

Demek ki aynı zaman diliminde faaliyet gösteren birbirinden ayrı iki cunta çalışıyor. Ama birbirlerini biliyorlar. Ergenekon sanıklarından emekli Albay Levent Göktaş’tan elde edilen 51 no’lu DVD’de Balyoz Harekât Planı mevcut.

Genelkurmay, Balyoz’u doğruladı ama bir plan semineri olarak.

Böylesine hassas ve gerçek kimlikli hedeflere yönelik bir plan seminerinden Cumhurbaşkanı ve Başbakanın haberi yok.

Öyle bir Plan semineri veya Harp Oyunu ki, hükümetler kuruluyor, bakanlar atanıyor, Valiler değiştiriliyor, gazeteciler tutuklanıyor, İstanbul’un üzerine ‘çökülüyor’, camiler bombalanıp, Emniyet Genel Müdürlüğü unsurlarının nasıl kontrol altına alınacağı konuşuluyor.

Güya Birinci Ordu’nun ordu geri bölgesindeki planlaması ama tüm ülke genelindeki bürokratlar ve hükümet unsurları plan seminerinin hasbihal unsurları.

Güya bir Harp oyunu ama kullanmak istedikleri yetkileri EMASYA’nın kendilerine rahatlıkla verdiklerini ifade ediyorlar konuşma aralarında. Harp halinde EMASYA protokolüne ne gerek var? Harp hali zaten temel özgürlüklerin de kısıtlanabildiği anayasal istisnalardan biri. Demek ki barış zamanında yapılacak bir operasyon planlaması ve çalışmalarına hukuki kılıf aranıyor.

Yazık! Gerçekten utanç verici.

ABD, İngiltere, İsrail, Yunanistan, Ermenistan… Bunlar meğer ne kadar uzak tehditlermiş bizim için.

Önce kendi ordumuzu cinnete sürüklemek ve millete kastetmek isteyen gerçek tehditleri ve habis tümörleri ordu içinden temizlememiz gerekiyor.

Bunlar yapılmadan dış aktörlerle dans pistine çıkmak, rasyonel bir mana ifade etmiyor.

Bu encamda hükümet için korku ve kaygı gibi duygular bile bir lükstür. Hükümetin artık demokratikleşme ve askeri bürokrasiyi kontrol altına alma düzenlemelerinden kaygı duyma lüksü yoktur.

EMASYA’yı, İç Hizmet Kanunu 35. maddeyi ve gerekli Anayasal ve kanuni değişiklikleri yapmazsa, mevcut bu illegal hükümler hükümeti kaldıracaktır.

Bu değişikliklerin yapılması elbette sorunun tam çözümü ve tehlikenin bertaraf edilmesi manasını taşımayacaktır. Ama dayandıkları ve hukuki addettikleri hükümlere de göz göre göre seyirci kalınmaması gerekmektedir.

Hakikatte EMASYA, sadece bir protokol değil, istikrarlı bir ruh halidir. Bu ruh haline cesaret veren tüm düzenlemelerin tasfiyesi gerekmektedir.

Yorumlar

   
İsim:
E-Mail:
Şehir:
Mesaj:
 

12 Eylül'de yapılacak Anayasa değişiklik paketi referandumunda oyunuz ne olacak?
Evet
Hayır
Kararsızım
Oy kullanmayacağım