15 Mayıs 2018 Salı


Cumhur (İttifakı) koalisyonunda çatlak mı?


Başkanlık sistemini savunanlar ısrarlı bir şekilde geçmişte yaşanan siyasi istikrarsızlığın başlıca sebebi olan koalisyonlar döneminin kesinlikle son bulacağını, sistemin tıkanmayacağını dile getirdiler. Başkanlık sistemini öngören anayasa değişikliğini ağırlıklı olarak bu şekilde savundular. Bir bakıma başkanlık sistemi tüm aksaklıkları giderecek bir sihirli değnek gibi takdim edildi. Ne var ki, anayasa değişikliği oylamasından itibaren adına ittifak denilen ama gerçekte koalisyonu andıran durum ortaya çıktı. Bu ittifak uzunca bir sürede sanki iki partili değil de tek parti gibi yürütüldü ya da öyle sanıldı. Ne var ki, bu ikili ittifakın kararı ile alınan baskın seçim kampanyası devam ederken bir açıklaması ile baskın seçimi gündeme getiren Bahçeli, bu defa da af çıkartılması çağrısında bulundu. Bahçeli'nin bu açıklamasının ardından ilk anlarda yine baskın seçim çağrısında olduğu gibi ittifakın iki kanadı arasında önceden bir mutabakatın olduğu, Bahçeli'nin bunu dillendirdiği düşünüldü ama ertesi gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kesinlikle bir af düşüncemiz yok” karşılığını verdi ve ekledi: “Af konusu Bahçeli'nin kendi düşüncesidir.” Karşılıklı bu iki açıklama ile konunun kapanacağı düşünülürken Bahçeli'den ikinci bir açıklama geldi. Bahçeli, af konusunda, “Kararlıyız. Af çıkacağını ümit ediyorum” diyerek talebinde ısrarlı olduğunu ortaya koydu. Bundan sonra mesele nereye varır bilinmez ama bu karşılıklı açıklamaların Cumhur İttifakı'nda daha doğrusu adına her ne kadar ittifak denilse de bir koalisyonu andıran AK Parti-MHP birlikteliğinde ilk çatlağın ortaya çıktığı görülüyor.

Hemen belirteyim ki bir affın çıkıp çıkmaması hususunda kararı Millet Meclisi'nin vermesi gerekir. Ancak Meclis'in kişilere yönelik suçlarda af yetkisinin olup olmadığının tartışılması gerektiğini, yani bir kişi bir başka kişiye yönelik suç işlemiş ise bu konuda af konusunda kendine karşı suç işlenen kişinin karar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Söz gelimi bir kişi bir başkasını öldürmüş ise katili devletin affetme yetkisi olmamalı. Bu yetki sadece maktulün birinci dereceden yakınlarına ait olmalı. Buna karşılık devlete karşı işlenen suçlarda Meclis'in karar alabilmesi gerekir. Ne var ki, bugüne kadar nedense devlete karşı işlenen suçlar genellikle af dışı kalırken şahıslara karşı işlenen suçlardan içeride bulunanlara af çıktığı da bir gerçek. Devletin varlık sebebi kişiler iken devlet kişilerin önüne geçti. Bir bakıma kutsal devlet anlayışı oluştu.

Derdim, af çıkmalı mı çıkmamalı mı, çıkacaksa kapsamı ne olmalıyı tartışmak değil. Vurgu yapmaya çalıştığım husus, öncelikli olarak siyasi istikrarsızlıkları kesinlikle sona erdireceği iddiası ile millete sunulan ve milletin kabul ettiği anayasa değişikliğine rağmen daha şimdiden ülkenin bir istikrarsızlık ortamına sürüklenme ihtimalidir. Elbette Bahçeli'nin af teklifi AK Parti kanadından kabul görmedi diye ittifak belki bozulmaz ama ortaya çıkan görüntü, sistem değişikliğine rağmen ülkenin bir istikrar dönemine girmemiş olduğudur.

 

Aslında siyasilerin devlet adamlığının gereği sahip oldukları sorumluluk icabı uzlaşmayı kabul edebilmeleri halinde parlamenter sistemde de istikrarsızlık söz konusu olmayabilirdi. Ne var ki, AK Partililer 15 yıllık tek başlarına iktidarda olmalarına rağmen birdenbire geçmişteki istikrarsızlık dönemini gündeme getirerek başkanlık sistemini millete sundular. Bir bakıma milletin kendilerine bunca yıl verdiği tek başına iktidar imkânı ile yetinmediler/yetinemediler. Sonuçta adına Cumhur İttifakı dedikleri aslında bir koalisyon olan birliktelik oluşturdular. Millete sunulan pembe tablo ise çok geçmeden kararmaya başladı.

Milli Gazete / Abdülkadir Özkan

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz