15 Aralık 2018 Cumartesi

Bu söylem yakışık almıyor!


Adnan Öksüz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin temsil ettiği siyasi çizgi, geçmişte Millî Görüş'le kader ortaklığında bulundu. 1980 öncesinde Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinde iki parti koalisyon yaptı, çok olumlu icraatlara imza attılar birlikte.

* Devlet Bahçeli'nin temsil ettiği siyasi misyon, Refah Partisi (RP) ile “seçim ittifakı” yaptı. MHP Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş, Refah Partisi listesinden milletvekili seçildi. Türkeş ile Erbakan Hoca'nın miting meydanlarındaki kucaklaşmaları şu an gözlerimin önünde gibi…

* Devlet Bahçeli, en kritik zamanlarda “devlet”ten, “meşru”luktan, “legalite”den yana tavır aldı.

* Bahçeli, 367 krizi ile tıkanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “düğüm”ü çözen isim oldu. Bu, devlet adamlığına yakışan bir duruştu.

* Devlet bey, partisinde “mafyavari” hareketleri engelledi, ülkücü gençliğin “meşru” çizgide yürümesi için işi başından bu yana sıkı tuttu.

 

 

 

Her zaman yazdım, konuştum; bunlar son derece güzel hareketler…

***

Ancak gelin görün ki, Devlet Bahçeli'ye zaman zaman bir şeyler, bir haller oluyor. Şahsen bu dönemlerde Devlet beyi tanımakta ve anlamakta zorluk çekiyorum;

* Mesela, yaklaşık iki sene önce Devlet Bey'in TBMM Grup konuşmasında, Anadolu Gençlik Derneği'nin (AGD) düzenlediği Mekke'nin Fethi programlarına yönelik cümlesini hiç anlayamadım. Hatta o dönem bu köşeden, “Bahçeli, keşke bu lafları etmeden önce Mekke'nin Fethi programlarında neler yapılıyor, hangi temalar işleniyor, nelere öncelik veriliyor bir sorsaydı…” notunu düştüm.

* Mesela, bu yılın başlarında Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu siyasi partilerin liderlerinden randevu talep ederek “Adil Sistem” önerilerini sundu. Temel Bey, Cumhurbaşkanı, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Büyük Birlik Partisi Genel başkanı Mustafa Destici, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'le görüştü, bu çerçevede. Fakat bakar mısınız; Devlet bey, bildiğim kadarıyla bu talebe cevap bile vermedi.

* Mesela, milyonlarca oya sahip olan ve toplam seçmen sayısının neredeyse yarısına hitap eden AKP-MHP dışındaki tüm siyasi partileri, “zillet ittifakı” olarak niteledi, Devlet Bahçeli. Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktım, ‘zillet' ne demektir diye. Karşılığı şu: “Hor görülme, aşağılanma.” Bu, hoş bir niteleme değil. Bu söylemin Devlet Bahçeli'ye hiç yakışmadığını ifade etmek istiyorum…

Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum…

YÜKSEK MAHKEMENİN BU KARARINA DİKKAT!

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği bu karara dikkat!

Olay şu; başörtüsü yasağından dolayı Boğaziçi Üniversitesinde öğrenim gören Sara Akgül'ün üniversiteden ilişiği kesildi. Sara Akgül, aldığı bursları iade etmek zorunda kaldı.

Anayasa Mahkemesi, işte bu kararın, “din özgürlüğünü ve eğitim hakkını ihlal ettiği” yönünde karar verdi. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ve başvurucuya 20 bin lira manevi tazminat ödenmesi kararlaştırıldı.

Çok önemli ve ehemmiyetli bir karar bu. Üstelik de oybirliği ile alınan bir karar…

Olayda, başvurucunun dini inancı gereği taktığı başörtüsüne sınırlama getiren kamu gücü işlem ve eylemlerinin başvurucunun dinini açığa vurma hakkına bir müdahale teşkil ettiği bildirildi.

Çok fazla gündeme gelmedi; yüksek mahkemenin bu kararından bazı pasajlar vermek istiyorum;

* “Laik bir siyasal sistemde, dini konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din özgürlüğünün güvencesidir.”

* “Başörtüsü kullanarak dinin açıklanmasının yasaklanabilmesi için başkalarının hak ve özgürlüklerden yararlanmalarının engellendiğini gösteren çok önemli gerekçelere dayanılması gerekir.”

* “Öğrencilerin üniversite eğitimlerini başları açık olarak sürdürmeleri gerektiğine dair kanuni bir sınırlama bulunmamaktadır. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Leyla Şahin kararı ve gerekse de AİHM'in dayandığı ve Türkiye'de öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin uygulamanın dayanağı haline gelen Anayasa Mahkemesi'nin 1989 ve 1991 tarihli kararları, Anayasa'nın 13'üncü maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan kanunilik şartını taşıyan kurallar olarak kabul edilemez.”

* “Somut olayda başvurucuyu, başörtüsü kullanması nedeniyle üniversiteye devam etmesini engelleme şeklinde gerçekleşen din özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

* “Şüphesiz disiplin cezaları, gerek öğrencilerin gelişimini gerekse bir okulun amaçlarına ulaşmasını sağlayacak araçların önemli bir parçasıdır. Ancak bu tip tedbirlere başvurmanın demokratik toplum düzeninin gereklerinden olduğu açıkça ortaya konulmalı ve uygulama, Anayasa'da yer alan diğer haklarla ters düşmemelidir. Eğitim hakkının belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanmasını güvence altına aldığı gözetildiğinde, başvurucunun başörtüsü yasağı nedeniyle üniversiteye devam edememiş olması eğitim hakkına yönelik bir müdahaledir.”

***

Bu son derece özgürlükçü karardan dolayı Anayasa Mahkemesi'nin tüm üyelerini tebrik ediyorum.

EDEBİYAT ORTAMI

“Edebiyat Ortamı” iki aylık periyotlarla yayınlanan, adından da belli olduğu gibi bir edebiyat dergisi.

Derginin “Kasım-Aralık 2018” sayısı, Necmettin Turinay tarafından hazırlanan “Aldulhak Şinasi Hisar” kitabı hediyeli. Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Atasoy Müftüoğlu, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Arif Ay, Kemal Kahraman, Seyfettin Ünlü'nün eserleri, “Ersin Nazif Gürdoğan Dosyası” dikkat çekiyor, dergide. 

Sahibi, Server Vakfı adına, uzun yıllardır tanıdığım Mehmet Ali Bulut.

Server Vakfı'nda uzun yıllardan bu yana haftalık programlar yapıldı. Halen devam ediyor mu acaba?

Dile kolay 11 yılı geride bıraktı, “Edebiyat Ortamı.” Bir edebiyat dergisinin uzun soluklu olması önemli. Hele hele böyle bir dönemde…

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz