30 Ekim 2015 Cuma


Bu seçim de baraj yok


Pazar günü sandık başına gidecek seçmene seslenen Saadet Partisi Genel Başkanı Kamalak, “Halkımız müsterih olsun ve yüreğinin sesini dinlesin, Allah’ın (C.C) izniyle hiçbir oy boşa gitmeyecek” dedi.

Pazar günü sandık başına gidecek seçmene seslenen Saadet Partisi Genel Başkanı Kamalak, “Halkımız müsterih olsun ve yüreğinin sesini dinlesin, Allah'IN (C.C) izniyle hiçbir oy boşa gitmeyecek” dedi.

Pazar günü yapılacak genel seçimler öncesi Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak'la seçim barajını konuştuk. Seçim barajının Anayasa'da olmadığını ve kanunla baraj konulduğunu vurgulayan Kamalak, “Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz. Biz bunun örneğini 1996'da yaşadık ve Anayasa Mahkemesi bizi haklı gördü” dedi. Seçmene de seslenen Kamalak, “Halkımız müsterih olsun ve yüreğinin sesini dinlesin, vicdani kanaatleri doğrultusunda oylarını kullansın. Allah'ın (C.C.) izniyle hiçbir oy boşa gitmeyecek. Yani bu seçim baraj yok. Bunun teminatı Anayasa'da” ifadelerini kullandı.

Röportaj: DURSUN ALİ BULUT

KANUN ANAYASA'YA AYKIRI OLAMAZ

2010 Referandumu ile birlikte, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı getirildiğini belirten Kamalak, “Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrası bireysel başvuru mekanizmasını düzenliyor. Buna göre herkes Anayasa'nın teminatı altında bulunan bir temel hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir” dedi.

Baraj oylardaki eşitliği altüst ediyordu

Milletvekili seçimi ve barajın 2839 Sayılı Kanun ile düzenlendiğini söyleyen Kamalak, “Burada şu söylenebilir! Efendim kanun ne olacak? Baraj Anayasa'mızda yok, kanunda var. Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz. Anayasa'mızda ayrıca oyların eşitliği ilkesi var. Her bir vatandaşın oyu eşittir. Dağdaki çoban kardeşimizin oyu ile Cumhurbaşkanı'nın oyu eşittir ve aynı ağırlıktadır. Şimdi baraj oylardaki eşitliği altüst ediyor” ifadelerini kullandı.

BİZE VERSİNLER, BİZ BÖLGEDE SANDIK KURARIZ

“Son olarak biz şunu söylüyoruz. Hani hükümet diyor ya oralarda sandık kurulamıyor. Bize deseler hallet şu sandık sorununu biz hallederiz. Versinler biz oralarda sandık kurdururuz” ifadelerini kullanan Kamalak, Cizre'nin güvenliğini sağlayamayanın Ankara'nın da, hiçbir yerinde güvenliğini sağlayamayacağını belirtti. Kamalak, o yüzden ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayacak, tüm bu yaşanan sorunlara çözüm bulacak tek partinin Saadet Partisi olduğunu söyledi.

Anayasa'da seçim barajı yok… Seçim barajı kanunla düzenlendi. Hiçbir kanun Anayasa'ya aykırı olamaz… Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı barajı kaldırmıştır. Çünkü partiye milletvekili seçilmiyor! Seçilen milletvekili seçilme niteliklerini taşıyan vatandaşlardır.

SEÇİLEN SEÇİLME NİTELİKLERİNİ TAŞIYAN VATANDAŞLARDIR

Kamalak, “Diyelim bir kişi bir partiden aday ve bulunduğu bölgeden seçilecek kadar, misalen 40 bin oy aldı. Ama partisi barajı aşamadı. Bu durumda o kişinin mazbatası ondan daha az örneğin 30 bin oy alan, fakat partisi barajı aşan birine veriliyor. Niye, partisi barajı aştı diye. İyi de parti milletvekilliği seçilmiyor ki! Milletvekili seçilen Türkiye Cumhuriyeti'nin seçilme niteliklerini taşıyan vatandaşlarıdır. Hakkı yenilen yani 40 bin oy alan kişi Anayasa Mahkemesi'ne başvurur ve hakkı olan vekilliği alır” ifadelerini kullandı.

BÖLGEYE MUHALEFET HATTA HÜKÜMET GİDEMİYORSA, BUNUN SORUMLUSU HÜKÜMETTİR

Kamalak, “Ziyaret sürecinde sadece Cizre Emniyet Müdürü telefonla beni aradı ve dedi ki: ‘Sayın Genel Başkanım, biz oraya gitmenize razı değiliz. Ankara'dan aldığı mesajları da aktardı. Can güvenliği yoktur, bunu sağlayamayız' dedi... Gerçekten de öyle; yani barikatlar var, yollar kapalı. Eee dedik gidebilmek için ne yapmalıyız. Emniyet Müdürü sorumluluğu siz üslenirseniz; koruma istemediğinize dair dilekçe yazarsanız, öyle gidebilirsiniz dedi. Olur dedim hiçbir koruma istemiyorum ve can güvenliğime dair her türlü sorumluluk bana aittir, diye bir tutanak tanzim ettik ve altına imzamızı atıp emniyete gönderdik. Cizre ziyareti böyle başladı. Oralara eğer muhalefet ve hatta hükümet gidemiyorsa, emniyet bize buralara gitmeyin diye söylüyorsa, bunun en büyük sorumlusu ülkeyi yöneten hükümettir” şeklinde konuştu.

Ne olur? Biz şunu söylüyoruz. Hani hükümet diyor ya oralarda sandık kurulamıyor. Bize deseler hallet şu sandık sorununu biz hallederiz. Versinler biz oralarda sandık kurdururuz. 

Bu temel sorunların nedeni Milli Görüş'ün iktidarda olamayışından kaynaklanıyor. Başka türlü de olmazdı zaten. Çünkü birleştirici, bütünleştirici ruh olan Milli Görüş, iktidarda olmayınca çatışma da kaçınılmaz hale geliyor.

ANAYASA MAHKEMESİ'NE BİREYSEL BAŞVURU HAKKI BARAJI KALDIRMIŞTIR

Sayın Genel Başkanım, geçtiğimiz günlerde kamuoyuna “Bu seçim baraj yok” diye bir beyanat verdiniz.  Beyanatınız hem çok ses getirdi hem de çok tartışıldı. Anayasa hukukçusu olarak, barajın nasıl kalktığının hukuksal boyutunu örnekleriyle açıklayabilir misiniz?

 Anayasamızın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti adalet üzerine kurulu bir hukuk devletidir. Hukukun özünü ruhunu adalet oluşturur. Ben iki dönem milletvekilliği yaptım. Meclis'te bulunduğum bu süre içerisinde, partimizin Anayasa Mahkemesi'nin bütçesi üzerindeki görüşlerini hep ben sundum; orada şunu söyledim: İnsanlarımız hakkını arayabilmek için Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidiyor. O zaman bizim Anayasa'mızdaki “Devletimiz bir hukuk devletidir, hukukun özünü de adalet oluşturur”  bu hüküm ne manaya geliyor. Biz tarihin en şanlı en şerefli milletiyiz. Tarihin en şanlı en şerefli milletinin torunları haklarını, hele hele Anayasa'nın teminatı altında bulunan haklarını alabilmek için Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmak mecburiyetine kalmamalıdır. Peki, ne olmalıdır. Anayasa Mahkemesi nezdinde temel insan haklarına bakan bir İnsan Hakları Dairesi kurulmalıdır, teklifini sunduk. Bu herkes tarafından doğru söylüyorsunuz anlamında tasdik gördü; ama o günkü şartlarda Anayasa'yı değiştirme imkânı olmadı.

MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ ANAYASA MAHKEMESİ KAPSAMINDADIR

Anayasa Mahkemesi'nde İnsan Hakları Dairesi kurulma isteğiniz karşılandı mı peki?

 2010 Referandumu gündeme geldiğinde kamuoyu hatırlayacak, yetmez ama evet demiştik. İşte o referandumla birlikte, geçmişte bizim Anayasa Mahkemesi Bütçesi üzerinde öne çıkarmaya çalıştığımız konu büyük ölçüde karşılanmış oldu. Nasıl karşılandı, bireysel başvuru yoluyla karşılandı. Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası bireysel başvuru mekanizmasını düzenliyor. Buna göre herkes Anayasa'nın teminatı altında bulunan bir temel hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Şimdi Anayasa Mahkeme'mizin vermiş olduğu bir karara göre ki bu kararı, Ankara Büyükşehir Belediye başkanlığı dolayısıyla, CHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş'ın başvurusu üzerine aldı. Anayasa Mahkemesi dedi ki: Mahalli seçimler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kapsamında değil, o yüzden Anayasa Mahkemesi kapsamında da değildir. Ama buna karşılık Anayasa Mahkemesi, yasama organlı seçimler yani milletvekili seçimleri hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kapsamındadır. Şu halde bireysel başvuru yoluyla milletvekili seçimindeki haksızlıkları Anayasa Mahkemesi'ne götürmede hiçbir şüphe yoktur.

PARTİYE MİLLETVEKİLİ SEÇİLMİYOR Ki! SEÇİLEN SEÇİLME NİTELİKLERİNİ TAŞIYAN VATANDAŞLARDIR

Sayın Genel Başkan'ım peki, baraj neden kaynaklanıyor?

Güzel bir soru! Milletvekili seçimi ve baraj 2839 Sayılı Kanun ile düzenlenmiş. Yani baraj Anayasa'mızda yok. Burada şu söylenebilir! Efendim kanun ne olacak?  Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz. Ayrıca Anayasa'mızda oyların eşitliği ilkesi var. Her bir vatandaşın oyu eşittir. Bu manada dağdaki çoban kardeşimizin oyu ile Cumhurbaşkanın oyu eşittir ve aynı ağırlıktadır. Şimdi baraj oylardaki eşitliği altüst ediyor. Diyelim bir kişi bir partiden aday ve bulunduğu bölgeden seçilecek kadar, misalen 40 bin oy aldı. Ama partisi barajı aşamadı. Bu durumda o 40 bin oy alan kişinin mazbatası ondan daha az örneğin 30 bin oy alan, fakat partisi barajı aşan birine veriliyor. Niye partisi barajı aştı diye. İyi de parti milletvekilliği seçilmiyor ki! Milletvekili seçilen Türkiye Cumhuriyeti seçilme niteliklerini taşıyan vatandaşlardır. Bu durumda seçilecek kadar oy aldığı halde mazbatası kendisine değil, kendisinden daha düşük oy almış olmasına rağmen sırf partisi barajı aştı diye başka adaya verildiğinden burada bir hak ihlali doğar. Hakkı yenilen, yani 40 bin oy alan kişi: Bak ben 40 bin oy aldım buna karşılık mazbata 30 bin oy alan kişiye verildi; burada bir hak mağduriyeti, hak ihlali var; deyip Anayasa Mahkemesi'ne başvur ve hakkı olan vekilliği alır. Ve bu hak ihlali oldukça da açıktır.

ERBAKAN HOCAMIZIN 70'Lİ YILLARDA BÖLGEDE KURDUĞU AZOT FABRİKASI KAPATILDI

Halkın siyasetten bekledikleri neler?

Ben bölgede yaptığım sivil toplum örgütlerindeki görüşmelerde şunu sordum. Misalen buradaki insanlar İstanbul'daki veya Türkiye'nin bir diğer bölgesindeki yakınlarını pasaportla vizeyle mi ziyaret etmek istiyor. Cevapları: Katiyen! Böyle bir istekleri yok yani. Gördüğüm ve oradaki insanların belirttikleri kadarıyla oradaki hiçbir kardeşimiz böyle bölünme gibi filan istemiyor.  Ama tabi işsizlik hat safhada... Çalışma imkânı yok. Aslında Anadolu'nun tüm bölgelerindeki gençlerimizin çoğu işsiz. Oradaki insanımız da iş istiyor aş istiyor. Bölge geri bırakılmış. Merhum Erbakan Hocamız o bölgede 70'li yıllarda azot fabrikası kurdu. Daha sonra bu fabrika 12 Eylül'de kapatıldı. Yani halk fabrika istiyor. Geri kalmışlıktan kurtulmak istiyor. Barış istiyor. Huzur istiyor. Kimse ölmesin istiyor. Temel sorunlar bunlar. Adaletsizliklerin giderilmesini istiyorlar. Mesela bir kardeşimiz çarpıcı bir şey söyledi. Ben Kürdüm ama İngilizceyi okulda parasız olarak öğreniyorum ama Kürtçeyi devlet bana git özel okulda parayla öğren diyor.  Yoksa kimsenin ayrı bir devlet kurma diye bir düşüncesi yok.

HÜKÜMET DİYOR YA ORALARDA SANDIK KURULAMIYOR DİYE, BİZE VERSİNLER BİZ KURARIZ

BU DURUMUN BENZERİ AÇIK VE NET OLARAK 1996'DA YAŞANDI

Kanun burada boşa mı çıkıyor? Daha önce böyle bir örnek yaşandı mı? Anayasa Mahkemesi'nin kanunu boşa çıkartan kararı oldu mu?

Yaşandı… Kanun Anayasaya aykırı olamaz. Biz bunun benzerini açık ve net olarak 1996'da yaşadık. O süreci hatırlayanlar olacaktır. 1995 yılında milletvekili genel seçimleri yapılmış ve Refah Partisi birinci parti seçilmişti. Hem Meclis Başkan'ı birinci partiden seçilmeliydi hem hükümet kurma yetkisi birinci partiye verilmeliydi. Ancak Refah Partisi birinci parti olduğu için o zamana kadar uygulanan teamüller altüst edilmiş ve hükümet kurma yetkisi üçüncü parti olan eski Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verilmişti. Sonra herkesin bildiği ANA-YOL koalisyonu kuruldu. Daha sonra kanun gücü taşıyan “Meclis İç Tüzüğüne” göre ANA-YOL tartışmasız güvenoyu almıştı. Çünkü Meclis İç Tüzüğe göre hükümetin güvenoyu alması için evet oylarının çok çıkması gerekliydi. Biz dedik ki: Evet, Meclis İç Tüzüğü'ne göre güvenoyu için evet oylarının fazla olması gereklidir, fakat yeterli değildir. Ve Anayasa da Meclis'te kararlar katılanların salt çoğunluğuyla alınır demiştik. Meclis İç Tüzüğü'nün Anayasa'ya aykırı olduğunu vurgulayarak ANA-YOL'un güvenoyu almadığını belirtip, Anayasa Mahkemesine başvurmuştuk. Anayasa Mahkemesi bizi haklı gördü ve ANA-YOL hükümetinin Anayasa'ya göre güvenoyu almadığına karar verdi. Daha sonra biliyorsunuz efsane REFAH-YOL hükümeti kuruldu. Yani o zaman da Anayasa Mahkemesi, kanunlar ve kanun niteliği taşıyan Meclis İç Tüzüğü'nün Anayasa'ya aykırı olamayacağının kararını vermişti. O aldırdığımız karar dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir karardı. Şimdi de durum aynı.

ANAYASA'DA SEÇİM BARAJI DİYE BİR HÜKÜM YOK

Şimdi baraj yok diyebilir miyiz?

Diyebiliriz değil! Kesinlikle baraj yok! Altını çizerek söylüyorum; Anayasa'da seçim barajı diye bir hüküm yoktur. Baraj kanundadır, kanunlarda Anayasa'ya aykırı olamaz. Günümüzdeki barajla ilgili durum oldukça nettir. Gayet açık! Bir temel hakkının ihlal edildiğini iddia eden herkes Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapabilir. Eğer kanun Anayasa'ya aykırı olursa tıpkı 1996'da olduğu gibi kanuna itibar edilmez. Anayasa üstün hüküm olduğu için Anayasa'ya itibar olunur.

VATANDAŞLARIMIZ ENDİŞE ETMESİNLER, HİÇBİR OY ZAYİ OLMAYACAK.

Sayın Kamalak, seçmene bu konuda ne mesaj vermek istersiniz?

Az önce belirttiğim gibi Anayasa açık ve net. Vatandaşlarımız endişe etmesinler. Hiçbir oy zayi olmayacak. Seçim barajını sıfır saysınlar. Bizim marşımızdaki ifademizle “Yüreklerin sesini dinlesinler,” vicdani kanaatleri doğrultusunda oylarını kullansınlar. Allah (C.C) izniyle hiçbir oy boşa gitmeyecek. Eğer verdikleri aday milletvekili yeter sayısı kadar oy almışsa Anayasaya göre milletvekili olacaktır. Yani bu seçim baraj yok. Bunun teminatı Anayasa'da.

ANKARA, İSTANBUL, İZMİR, TRABZON NASIL BENİMSE, CİZRE DE BENİM MEMLEKETİM

Sayın Genel Başkan'ım, son aylarda ülkemizin gündemine oturan Cizre'yi ziyaret ettiniz. Ziyaretiniz, Türkiye'de ses getirdi. Siyasi partilerin genel başkanlarından ziyaret eden de tek sizsiniz. Ziyaret sürecini ve Cizre izlenimlerinizi paylaşır mısınız?

Cizre dediğimiz ilçe 120 bin nüfusu olan, vatanımızın bir parçası. Sonra orada yaşayan insanlar bizim gibi bir Allah'a iman eden, bizim peygamberimize peygamberim diyen, bizim kitabımıza kitabım diyen, bizim yöneldiğimiz kıbleye yönelip namaz kılan insanların olduğu bir ilçemiz. Yani Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon nasıl benimse, ne kadar benimse, Cizre'de benimdir. Çünkü Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Türkiye'de her gün yazık ki üç beş şehit haberi geliyor. Annelerin yürekleri parçalanıyor. Annelerin feryadı arşı titretiyor. Bu soruna bir çare bulmak lazım… Cizre'de de yirmi iki insanımız öldü.  Onlar da bu ülkenin insanı bu devletin vatandaşı. Mesela 8-10 yaşında ölen bir çocuğu bir hafta on gün dondurucuda saklamak zorunda kaldılar. 75 yaşındaki bir vatandaşımız yine çatışmada öldürüldü. Biz de ne oluyor. Öldürerek insanı yaşatamazsın; devletin görevi insanı yaşatmaktır. Siyasi partiler de problem çözmek için, ülkeyi daha ileriye götürmek için vardır dedik ve gidelim bakalım bu insanların sıkıntısı, derdi ne? Ziyaretimizin amacı buydu.

ÜLKEME GİDİYORUM, ONDAN BUNDAN İZİN Mİ ALACAĞIM

Sayın Kamalak, bir takım medyada Saadet Partisi, Cizre'ye gitmek için HDP'den PKK'dan izin aldı gibi bu önemli ziyareti başka yöne çekmeye çalışmak için maksatlı haberler çıkartanlar oldu. Bu haberler hakkında ne söylemek istersiniz? Ziyaret süreci nasıl gelişti?

Evet, bu soru için teşekkür ediyorum. Malum bizim oradaki müspet görüşmelerimiz birilerini rahatsız etmiş olmalı. Çünkü “Muhalefet Sivas'ın ötesine gidemiyor” diyenler, şimdi kendileri de oralara koruma ordularıyla gidiyor. Hatta çoğu yere gidemiyor. Ziyaret sürecine gelince; ziyaret süreci şöyle yaşandı. Perşembe günü ben Hollanda'da idim, oradaki kardeşlerle buluştuk. Oradan Diyarbakır'a geçtik ve STK'larla bir dizi görüşmeler yaptık. Partililerle buluştuk. Cumartesi günü de Cizre'ye geçtik. Efendim HDP'lilerden izin aldı randevu aldı bunları şiddetle reddediyoruz. Cizre'ye giderken hiçbir HDP'li ile görüşmedik izin almadık. Ülkemin toprağına gidiyorum, ondan bundan izin mi alacağım. Kimden izin alacağım. Ama tabi ziyaret sürecinde sadece Cizre Emniyet Müdürü telefonla beni aradı ve dedi ki: “Sayın Genel Başkanım, biz oraya gitmenize razı değiliz. Ankara'dan aldığı mesajları da aktardı. Can güvenliği yoktur, bunu sağlayamayız. Ve biz oraya sizi koruması için emniyet mensuplarımızı görevlendiremeyiz. Çünkü riskli bölge” dedi... Gerçekten de öyle; yani barikatlar var, yollar kapalı. Eee dedik gidebilmek için ne yapmalıyız. Emniyet Müdürü sorumluluğu siz üslenirseniz; koruma istemediğinize dair dilekçe yazarsanız, öyle gidebilirsiniz dedi. Olur dedim hiçbir koruma istemiyorum ve can güvenliğime dair her türlü sorumluluk bana aittir, diye bir tutanak tanzim ettik ve altına imzamızı atıp emniyete gönderdik.  Cizre ziyareti böyle başladı. Oradaki insanlarla buluştuk sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldik. Cizre'de ne olup bittiğini değerlendirdik ve rapor haline getirdik. Cumartesi günü öğlen namazını orada kıldık ve tüm günümüzü orada geçirdik. Ve Cumartesi günü yatsıya kadar oradaydık. Hiçbir sıkıntı olmadı. Yani tekrardan söylüyorum öyle HDP'lilerden izin aldı yok bilmem kimden izin aldı bunlar kesinlikle doğru değil, yalandır. Biz ülkemizde bir yere gitmek için kimseden izin almayız. Ama şunu da demeden geçemeyeceğim. Oralara eğer muhalefet ve hatta hükümet gidemiyorsa, emniyet bize buralara gitmeyin diye söylüyorsa, bunun en büyük sorumlusu ülkeyi yöneten hükümettir.

SORUNLARIN NEDENİ MİLLİ GÖRÜŞ'ÜN İKTİDAR OLAMAYIŞINDAN KAYNAKLANIYOR

Cizre'yi nasıl buldunuz? Sokaklar, caddeler genel hava nasıl?

Orada gördüğümüz sıkıntı şu, tabi devlet bakımından, ülkemiz bakımından hazin bir tablo var; çünkü devlet giremiyor oraya, barikatlar kurulmuş, yollar kapalı; ipler oldukça gerilmiş. Halk tedirgin. Fakat orada şunu da gördük. Orada da tıpkı İstanbul'da olduğu gibi çifte minareli camiler var. Elhamdülillah o camilerden Allahu Ekber Allahu Ekber diye ezan sesleri yükseliyor. Oradaki insanlar da saf saf tutup namaz kılıyor. Çarşıları sokakları dolaştık. Orada da tıpkı İstanbul ve diğer şehirlerimdeki gibi Anadolu'nun insanlarını görüyorsunuz. Onları da görünce yahu bize ne oluyor, diye insan söylemeden edemiyor. Ve neden bu duruma düştük diye bir iç muhasebe yaptık. Tabi bu temel sorunların nedeni Milli Görüş'ün iktidara olamayışından kaynaklanıyor. Başka türlü de olmazdı zaten. Çünkü birleştirici bütünleştirici ruh olan Milli Görüş iktidarda olmayınca çatışma da kaçınılmaz hale geliyor.

Gördüğünüz sıkıntılar ve halkın isteği neler Sayın Başkanım, bunlardan da kısaca bahseder misiniz?

Şunu gördük. Oradaki insanlarımız da bir gönül kırgınlığı var. Bu çok önemli bir mevzu. Ne bakımdan. Şunu ifade edeyim; ben 18 sene Erzurum'da görev yaptım. O esnada Doğu'yu, Güney Doğu'yu ve Doğu Karadeniz'i dolaştım.  Ülkenin yetiştirdiği bir hocası olarak ne olabilir diye, bölgenin insanlarının sorunlarına nasıl çare bulabiliriz diye kafa yordum. Ve daha sonra Allah (C.C.) nasip etti Saadet Partisi'ne genel başkan oldum. Ve bu süreçte de bölgeden bağımı kopartmadım. Süreç içerisinde şunu gördüm. Her şeyden önce o yöre halkının bağımsız bir devlet kurma diye bir düşüncesi yoktur. Ancak incitilmiş gönüller vardır. Dinlerine müdahale edilmiştir. Hâlbuki doğu insanı son derece dindardır. Kılık kıyafetlerine müdahale edilmiştir. Yöresel isimlerine müdahale edilmiştir. İsimler değiştirilmiştir. Dillerine müdahale edilmiştir. Gün gelmiş kanunla Kürtçe yasaklanmıştır. İşte tüm bu kırgınlıkları fırsat bilenler. Hani kurt puslu havayı sever derler ya. Türkiye'yi bölüp parçalamak isteyen dış güçler, Irkçı Siyonizm, Emperyalist Batı tüm bunları devlet ve vatandaş arasındaki bu kırgınlığı fırsat bilmiş ve ganimete çevirmenin fırsatlarını aramıştır. Barış gönüllüleri demiş, şunu demiş bunu demiş oraya göndermiş ve oradaki yarayı kaşımıştır. Bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi iktidarların ve son olarak bu iktidarın gafletiyle bugünkü yaşanan sonuç kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır.

Milli Gazete

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz