5 Eylül 2018 Çarşamba

Bir Başka Açıdan Malazgirt Zaferi


Mustafa Kasadar

Sultan Alparslan'ın batıya doğru ilerleyişi ve fethettiği toprakların büyüklüğü Bizans İmparatoru Roman Diyojen'i tedirgin etti. Bizans İmparatoru dört bir tarafı dolaşarak Rumlardan, Ruslardan, Gürcülerden, Avrupalılardan ve başka Hıristiyan ülkelerden asker topladı. Bu gayretlerin sonucu topladığı 300.000 kişilik orduyla yola çıktı.

Selçuklu Sultanı Alparslan, Bizans ordusunun kendisine doğru yaklaştığını öğrendiğinde artık vakit çok geçti. Kendisinin ve beraberindekilerin hesabını yaptı. Rumlar ve onlara katılanlarla kıyaslanamayacak kadar az sayıda adamı vardı ki bunun 35.000 kadar olduğu söylenir. Kendisine tabi bölgelerden asker istemek için vakit de yoktu. Ya geri çekilecek ya da şehit oluncaya kadar vuruşacaktı. Ama o vuruşmayı tercih etti ve o meşhur konuşmasını yaptı:

“Ben ecrimi Allah'tan umuyorum. Eğer şehâdet mutluluğuna eriştirilirsem yeşil kuşların kursaklarında olacağım. Muzaffer olursam akşama, günüm dünümden daha hayırlı olarak çıkacağım.”

 

Beraberindekilerle birlikte düşmanların ilk safına saldırdı. Orada çoğu Rus olan yirmi bin asker vardı. Müslümanlar onlara karşı büyük bir zafer kazandılar ve komutanlarının çoğunu esir almaya muvaffak oldular.

Sonra Sultan Alparslan kendi tarafından Rum İmparatoru'na bir delege göndererek ona barış teklif etti. Fakat İmparator büyüklük taslayarak ve böbürlenerek, “Barış ancak Rey bize verilirse olur” dedi.

Selçuklu ordusunda yer alan İmamı Ebû Nasr Muhammed b. Abdulmelik el-Buhârî el-Hanefi, Sultan Alparslan'ı cesaretlendirerek ona şöyle nasihat etti: “Sen Allah'ın muzaffer kılacağını, diğer dinlerden üstün ve kuvvetli yapacağını vaat ettiği bir din uğruna savaşıyorsun. Umuyorum ki Allah (C.C.) bu fethi kaderde sana yazmıştır. Onlarla Cuma günü, hatipler minberde iken buluş. Zira onlar mücahitlere yardım ederler.”

Müslümanlar tarihte dönüm noktası olacak bu savaş için hazırlıklar yaptılar. İki ordu hicrî 463 yılının Zilkade ayının 25'inde Perşembe günü karşılaştı. Cuma günü namaz vakti gelince sultan askerlerle namaz kıldı. Allah'a dua etti, yalvarıp yakardı ve ağladı. Askerlerine de şu konuşmayı yaptı:

 

“Biz bu kalabalığın karşısında azın da altındayız. Minberlerde biz ve Müslümanlar için dua edilen şu vakitte kendimi onlar üzerine atmak istiyorum. Ya hedefime ulaşırım veya şehit olarak cennete giderim. Sizden kim peşimden gelmek istiyorsa gelsin. Kim de gitmek istiyorsa gitsin. Burada ne emreden bir sultan, ne de emredilen bir asker vardır. Ben bugün ancak sizden biriyim, sizinle savaşan bir askerim. Kim bana uyar ve canını Allah için feda ederse ona cennet veya ganimet vardır. Kim çekip giderse ona da cehennem ve zillet vardır.”

Askerler, “Sen ne yaparsan yap onda peşinden gelecek ve onda sana yardım edeceğiz” dediler. Ardından Sultan Alparslan  kalkıp ölüme hazırlık olarak kefen olacak beyaz elbisesini giydi ve “Bu kefenimdir” dedi. Sonra iki taraf arasında şiddetli bir  savaş başladı. Alparslan atından inip yüzünü toprağa sürdü. Büyük bir tevazu ile ve ağlayarak yüce Allah'a uzun uzun dua etti. Sonra atına binip düşman üzerine yürüdü.

Müslümanlar sadakatle, sabır ve sebatla savaştılar. Böylece düşmanlar sarsıldı, Allah düşmanların kalplerine korku saldı, Müslümanları onlara karşı muzaffer kıldı. Onlardan çok sayıda kişiyi öldürüp aralarında kralın bulunduğu büyük kalabalıkları esir aldılar. Kralı da Müslümanlardan bir köle esir alıp zelil bir halde sultana getirdi. Bu parlak zafer kazanıldığında 26 Ağustos 1071'i gösteriyordu.

Malazgirt Zaferi'nden alınacak bir takım faydalar, dersler ve ibretler vardır ki bazıları şunlardır:

-İhlâsın, yaptığını Allah için yapmanın, Allah yolunda ölmek için hazır olmanın, Müslümanların büyük savaşlarında zafer kazanmak için Allah'a başvurmalarının önemi.

-Âlimlerin komutanları ve askerleri sebat ettirme, Allah'ı (C.C.) ve âhiret gününü hatırlatmadaki rolü. Vaaz ve hatırlatmanın özellikle âlimler mücadele meydanlarında ve savaş alanlarında olduklarında askerleri yüreklendirme ve kendilerini savaşa atmadaki etkisi.

-Zafer sebeplerinden bazıları tecrübeli ve usta komutan ile güçlü ve düzenli ordunun bulunmasıdır.

-Savaşta düşmanla karşı karşıya gelindiğinde sabrın önemi. Bu Allah'ın (C.C.) emrettiği rabbani bir vasıftır: “Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihat için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz” (Al-i İmran, 200). Allah'ın yardımı bu vasfa haiz İslam ordusundan hiç ayrılmaz. (Bkz. Sallabi, Selçuklular).

 

 

 

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz