31 Ekim 2019 Perşembe

Bir ayet ve Milli Görüş gençliğinin direniş serüveni


Abdülaziz Kıranşal

Yine de direndiniz…

Sizin içinizden yetişen, bürokratik makamlara, belediye başkanlıklarına, devlet kadrolarına gelip birçok imkâna sahip olan ağabeyleriniz, birilerine parsel parsel verdikleri arsaları, deste deste verdikleri burs paralarını, zekâtlarını sizden esirgediler. Kimi omuzlayıp bir makama çıkardıysanız ilk tekmeyi siz yediniz.

Yine de direndiniz…

Çoğu zaman yapacağınız bir programa destek almak için gittiğiniz kapılardan size birileri örnek gösterilerek “sizin yaptığınız da iş mi gidin ve onlar gibi çalışın” denilerek eli boş gönderildiniz. Ağabeyleriniz, size örnek gösterdikleri, programlarında boy göstermek için yarıştıkları yapılardan darbe üstüne darbe yediler ama dönüp de size bir kez olsun, “Gençler! Hakkınızı helal edin, size haksızlık etmişiz” bile demediler…

Yine de direndiniz…

Ne devlet destekli projeleriniz oldu ne de lüks yurtlarınız. Ne konforlu öğrenci evleriniz ne de dolgun burslarınız. Bir öğrenci evinin yer sofrasında kurdunuz bu memlekete dair hayallerinizi. Şehrin meydanlarına pankart asarken, sokak ışıklarını bayraklarken, duvarlarını afişlerken büyüttünüz bu ümmete dair umutlarınızı. Heyecan, aşk ve azim dediniz. Hamasetle suçlandınız… 

Yine de direndiniz…

Her türlü imkânsızlığa rağmen hep istikamet üzere yürüdünüz, haftalık toplantı yaptınız, teşkilatlar kurdunuz, yaz etkinlikleri yaptınız, Kur'an ziyafetleri düzenlediniz, kamplar organize ettiniz. En kısıtlı imkânlarla büyük kalabalıkları toplayıp en büyük programlara ve işlere imza attınız. Ne helal olsun denildi ne sırtınız sıvazlandı ne de takdir edildiniz…

Yine de direndiniz…

En radikal ağabeyleriniz bile liberalizmi dahi hayretler içerisinde bırakan değişimler geçirdi ama siz mevziyi terk etmediniz. En hızlı mücahitler bile müteahhitliğe evrildi ama siz duruşunuzu bozmadınız. Faiz dünya gerçeği kabul edilirken siz faizsiz bir ekonomi diye haykırdınız. AB için havai fişekler atılırken siz reel politiğin canı cehenneme, yaşasın İslam Birliği dediniz…

 

Mala, makama, servet ve şöhrete tamah etmediniz. Hedef ve ideallerinizden asla vazgeçmediniz. Kudüs dediniz, Bosna dediniz, Afganistan dediniz, Çeçenistan dediniz. Arakan'a ağladınız, Yemen'e yandınız, Suriye ile parçalandınız…

Yine de direndiniz…

Ne ılımlılaşıp sevelim, sevilelim türküsü söylediniz ne de romantik ve platonik bir gençlik oldunuz. Dava dediniz, izzet dediniz, mücadele dediniz, şahsiyet dediniz. İslam savunulacak bir ideoloji değil yaşanılacak bir dindir dediniz. Biz ne bir çevre hareketiyiz ne ırkçı ne de hümanist bir hareketiz. Biz, yarım asırdır tüm insanlığın kurtuluşu için mücadele eden bir cihat hareketiyiz dediniz…

Sonuna kadar direndiniz…

En son Irak'ı işgal eden, Suriye'yi parçalayan, Kudüs'ümüze el uzatan, asker ve polislerimizi şehit edip, vatanımıza, bayrağımıza, dinimize, iffetimize göz diken, sınırlarımıza silah yığınağı yapan zalimlerle dost olunmasın diye, onlara güvenilmesin diye bir ayet hatırlattınız. Aslında istisnasız herkesin ne demek istediğinizi çok iyi anlamasına rağmen fırsat bu fırsat denilip nefret söylemiyle suçlandınız. Üstüne bir de omuzlarınıza alıp rüyasında bile göremeyeceği makamlara çıkardığınız kendi kardeşiniz tarafından harici benzetmesine muhatap oldunuz.

Birisi de çıkıp, “Durun bir dakika. Ya bu gençler 50 yıldır bir insanın burnunun kanamasına bile vesile olmadılar. Siz ne diyorsunuz” diyemedi.

Bu ne sabır, bu ne çile, bu ne mücadeledir gençler…

Ruhu koruyun ve direnin gençler…

Siz bu ümmetin son kalelerindensiniz, Siyonizm'in ılımlı hale getiremediği yegâne nesillerdensiniz…

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz