2 Kasım 2019 Cumartesi


Asiltürk: Milli Görüş, bu toplumun özüdür


Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk'ün Milli Görüş'ün 50. yılına özel yazısı...

Millî Görüş davasına hizmet edenler, çok değerli bir yolda yürüdüklerini bilirler. Hepimiz biliyoruz ki, bu seviyeye bir anda gelinemez. Ciddî bir şekilde kendimizi yetiştirmemiz, içinde yaşadığımız toplumdaki kötülükleri ortadan kaldırmak ve iyiliklerin hâkim olması için çalışma yapmamız, hepimizin üzerinde bir borçtur. “İnandığımız gibi yaşamazsak yaşadığımız gibi inanmaya başlarız”. Toplumun hâlini Hz. Ömer bu ifadesiyle çok güzel açıklamış.

Başarılı olmak için ilk şart, önce kendimizin bu gerçekleri bilmesi ve yaşaması, sonra da hikmetle, güzel sözle, tatlı dille en güzel şekilde anlatır hale gelmemizdir. Hedefe ulaşmanın sırrı da ihlas, sadâkat, gayrettedir. Bunları hiç unutmamalıyız.

Biz inanan bir topluluğuz. Herkesin iyiliğini istiyoruz. Bize kötülük edenlere de iyilik ederiz. Fussilet Sûresi âyet 34›te, «İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.» buyruluyor.

 

Biz Müslümanlar olarak; Peygamber (s.a.s.) Efendimiz›in “Mazlûma da zâlime de yardım ediniz” sözüne karşı sahâbenin “Ya Resulallah, zulüm görene nasıl yardım edeceğimizi biliyoruz. Zâlime nasıl yardım edilir?” sorusuna, “Onu da, yapmakta olduğu zulümden uzaklaştırmaya çalışarak yardım ediniz” buyuruyor. Çalışmalarımızda bu inceliğe dikkat edersek Allah'ın rızâsına uygun hareket etmiş oluruz. Milli Görüşçü, hatası olan müminleri yukarda zikrettiğim Fussilet Sûresi'nde bildirilen emre uyarak uyarır. Aşırılıktan kaçınır.

Temel insan hakkı olan “düşünce ve inanç özgürlüğü”nün doğal sonucu olarak, biz inandığımız gerçekleri ifâde ediyoruz. Hiç kimseye bizim gibi olmaları için bir dayatmanın peşinde değiliz. Millî Görüşçüler olarak bizler, inandığımız gibi yaşamak istiyoruz. Etrafımızdaki insanları da hem dünya hem de ebedî hayatlarında mutlu olmalarının şartlarına çağırıyoruz. Çalışmalarımızın gayesi bu hayırlara ulaşmaktır.

SADECE YÜCE ALLAH'A (c.c.) GÜVENİYORUZ

Bu çalışmaları yaparken sadece Allah›a güveniyoruz. Başarıyı O›nun verdiğini biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki;

 

“Kim Allah'a güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak, 3)

Millî Görüşçüler olarak bizler Allah'ın rızâsına uygun hayırlı çalışmalar yapmaya çalışan bir topluluğuz. Bu çalışmalardaki büyük mânâ ve tarihî önemi hepimiz biliyoruz. Birçok büyük olay gösterişsiz, sâde şekilde başlamıştır. Bu olaylar başlarken, ne kadar önemli olduğu tam mânâsıyla kavranmayabilir. Fakat üzerinden zaman geçtiğinde o olayların ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar.

Milli Görüş hareketi de onlardan biridir. İnsanlığın aşırı derecede bunaldığı, zulümler içerisinde yaşadığı bir dönemde, bu zulüm dünyasından kurtuluş ve yeniden saadet dünyasına geçiş hareketi olarak ortaya çıkmıştır.

Milli Görüş Allah'ın bir lütfu olarak 12 Ekim 1969 tarihinde fikir olarak TBMM'ye girdi ve Allah'ın yardımıyla insanlığın kurtuluşu için çalışmalarına başladı. Milli Görüş, zulüm dünyasına karşı adil bir dünyanın kurulmasını amaç edinmiştir. Bundan dolayı siyâsi çalışmalar dahil, yapmakta olduğumuz her çalışmada, ahlâkî ve mânevî değerlerimizin önemini dile getirmeyi, bir vicdanî ve mânevî görev bilmemiz gerekir. Bizim en önde dalgalanan bayrağımızın, ahlak ve mâneviyat bayrağı olduğunu da Millî Görüşçülerin hiç unutmaması gerekir.

Yapılan bir kamuoyu araştırmasında Türkiye›de yaşayan insanların yüzde seksen altısı, «Bizi ve bütün varlık âlemini yaratan Allah›tır» diyor. Ama üzülerek ifade edeyim ki, Türkiye›de siyasî hayatta yaşanan çekişmelerden dolayı, Allah›ın birbirlerinin kardeşi olduğuna hükmettiği insanlar, âdeta birbirlerinin hasmı haline gelmiş durumda. Böyle bir düzen uzun süre devam edemez. Bu durumunu düzeltmeyen ülkelerde, birbirlerine hasım gibi davranan iki topluluğun bir arada uzun süre yaşaması mümkün olmuyor.

Kurtuluşun bir tek yolu vardır. O da tekrar bizi kardeş yapan değerlere dönmek. Hak adalet ve kardeşlik çizgisinde bir düzenin kurulmasını sağlamak. Başka bir yol yoktur.

Bugün yaşadığımız sıkıntılardan kurtularak, yeniden saadet dünyasını kurmanın ilk adımı, siyasî görüşleri farklı olsa da bütün inanan insanlara, birbirlerinin kardeşi oldukları gerçeğini hatırlatma görevidir. Bu hizmeti Milli Görüşçüler üstlenmiş durumdalar. Bu nedenle Milli Görüş, sadece Türkiye için değil, bütün İslam âleminin kurtuluşu için yapılan bir mücadeledir. İnşaallah yeniden saadet dünyasının kurulmasıyla insanlığa hak, adalet ve huzurun gelmesine vesile oluruz.

 

Biz, “Kimse kimseye köle olmayacak, herkes hakkını alacak” diye mücadele ediyoruz. Bu, Hak ile bâtılın mücadelesidir. Bu nedenle dünyanın her yerinde, sadece Müslümanların değil, orada yaşayan bütün insanların hakkını savunmak bizim inancımızın gereğidir. Biz Milli Görüşçüler, herkese hakkını vermek, yeryüzünde hakkı hâkim kılmak için çalışan bir topluluğuz.

Milli Görüş, Nuh'un gemisi gibidir, yani bütün insanlığın kurtuluş kapısıdır. Böyle olunca herkesi, bu güzelliklere hikmetle, güzel nasihatle davet etmekten ve bu yapmakta olduğumuz çalışmayı en güzel şekilde yapmaktan sorumluyuz. Aksini yaparsak hata etmiş oluruz. Ulaşmak istediğimizin tam tersi bir netice elde ederiz. Allah yardımcımız olsun.

İslam medeniyeti kurulup, insanlar adil bir düzeni yaşamaya başlayınca, Asr-ı Saadet, Hulefâ-i Râşidîn, Emevîler, Abbasîler, Selçuklular, Osmanlılar tam 1150 sene insanlık bir saadet dönemi yaşadı. O muazzam başarıya yukarıda ifade ettiğim ölçülere uyulduğu için ulaşıldı.

Dâvâmızı daha iyi anlamak için tarihî birkaç olay anlatacağım; bunları iyi düşünürsek ahlâkî ve mânevî değerlerin de ne olduğunu anlarız.

İnsanlık tarihinin en önemli olayı Mekke'nin fethi olayıdır. Mekke'nin fethini inceleyenler, Milli Görüş'ün savunduğu ahlâkî ve mânevî değerlerin ne kadar önemli olduğunu anlarlar. Mekke'nin fethi silahla yapılmadı. Müslümanlar çok büyük bir güç olarak geldiler. Kan dökülmesini önlemek için geceleyin dağlarda ateşler yakarak, güçleri hakkında Mekkelileri uyardılar. Ertesi gün ellerini kollarını sallayarak Mekke'ye girdiler.

Efendimiz (s.a.s) devesinin üstünde secde halinde Mekke'ye girdi. Kâbe'ye gitti, orada şükür namazı kıldı ve Mekke'nin fethi gerçekleşmiş oldu. Ama asıl önemli olan, bu fetihten sonra Efendimiz'in (s.a.s) Mekke'de yaşayan ve yıllarca kendisine en büyük zulümleri yapmış olan insanları affetmiş olmasıdır. Bugün yeryüzünü kaplamış olan zulümlerden kurtulmak için, yeniden İslam'ın bu yüce değerlerinin yaşanmasına ihtiyaç var.

Bunları konuşmak kolaydır ama yapmak zordur. Bunları yapmak için Allah'a teslim olmak lâzımdır. İslam tarihi bütün bunlar gibi, altın sayfalarla doludur. Sadece fetihler meselesinde değil, diğer bütün meselelerde İslam daima yeryüzüne saadet getirmiştir. Bir de bugün Gazze'ye bakın. İsrail'in yaptığı zulme bakın. Aradaki fark görülür.

“200 sene önce İspanya ve Portekiz gelip Nijerya'yı işgal etmek, elmaslarını, kömürlerini almak, insanlarını köle olarak satmak için donanmalarla yola çıktılar. Nijeryalıların kendilerini koruyacak gücü yoktu. Osmanlı Sultanı'ndan yardım istediler.

“Sultan Mısır'dan ve Cezayir'den donanma çıkartarak yardıma gönderdi. Portekizliler ve İspanyollar Nijerya›ya geldiğinde Osmanlı donanması da yetişti. Nijerya›yı sömürge yapmak isteyenlerin bir kısmını denize döktüler. Bir kısmı da yaralı olarak çareyi kaçmakta buldu.”

Asıl önemli olan, menfaatleri için vahşiler gibi sağa sola saldırarak yakıp yıkan Batılıların ibret alması gereken olay şudur: Osmanlı donanma komutanı vedâ ederken şunları söyledi: «Bizim elmasınıza, kömürünüze, insanınıza dokunmak aklımızdan bile geçmez. Güzel vatanınızda ağız tadı ile yaşayın. İnşaallah size yapılan zulmü önleme vazifemizi yapmışızdır. Allaha emanet olun. Allah'a ısmarladık.”

Ne anlatıyorum ben. Dünyanın öbür ucunda bir zulüm ve İslam değerlerine bağlı olan bir devlet de yeryüzünde mevcutsa o devlet bu zulmü önlemeyi kendisine vazife sayıyor. Ne için? İslam'ın, «Müminler kardeştir. Müminler bir sıkıntıda ise ona yardımcı olmak bir vecibedir” hükmüne inandığı için. Ancak İslam düzeni, insanları bu değerlere sahip kılar. Milli Görüşçülerin inancı budur. İnsan bu inançla değer kazanır.

İnsanlığın saadetini isteyen en son ve en mükemmel din olan İslam, toplumlar felâkete giderken sessiz kalmamayı, zulme uğrayanlara yardımcıyı olmayı, bir cihad görevi olarak tanımlamış ve müminlere sorumluluk olarak yüklemiştir.

Cihad kelimesi cehd ve gayret göstermek mânâsındadır. Yani bütün gücümüzü, gayretimizi, tâkatimizi ortaya koyarak çalışacağız. Hadis-i şerifte, “Bir hâkimin adil karar alması için çalışması, gayret göstermesi en büyük cihaddır.” buyruluyor. Bunun savaşmakla bir alakası var mı? “Emîrin yanında doğruyu söylemek en büyük cihaddır.” buyruluyor. Bu silah kullanarak mı yapılır? “İmandan sonra en büyük ibâdet cihaddır.” buyruluyor. Bütün bunların mânâsı hakkı tebliğdir. Zira imandan sonra en büyük kulluk görevi, Allah'ın emir ve yasaklarına teslim olarak, Hakk›ı bildirme görevidir. İşte bu cihadın ta kendisidir.

Biliniz ki kurtuluş İslam'dadır ve kurtuluş yakındır. Bu sözü neye dayanarak söylüyorum. Cenab-ı Hakk›ın vaatlerine dayanarak söylüyorum. Allahü azîmüşşan (c.c.) İbrahim Sûresi›nin 46. âyetinde:

“Onların dağları yerinden oynatacak kadar güçlü düzenleri olsa bile, bilesiniz ki Allah'ın dediği olur” diye bildiriyor.

Yine Cenab-ı Hakk, “Siz Allah rızâsı için, Allah'ın yoluna hizmet ederseniz, o takdirde, Ben size yardım ederim. Ancak siz gâlip gelirsiniz, kimse size gâlip gelemez” buyuruyor.

Son olarak şunun bilinmesini arzu ediyorum ki Milli Görüş hareketi bu toplumun özüdür. Milli Görüş hareketinin dayandığı temel esaslar, tarih boyunca halkımızın idrakinden süzülerek gelen billur ve berrak irfana dayanmaktadır. İfrat ve tefritten uzak bir kavrayışın yansıması olan siyasî ve sosyal çalışmalarımız başta halkımız olmak üzere insanlığın kurtuluşuna vesile olacaktır. Bu düşüncelerle hareketimizin ellinci yılını kutlar, nice elli yıllara ulaşmayı Cenab-ı Allah'tan niyaz ederim.

Milletimizin ve bütün İslam âleminin, özlediği, beklediği kurtuluşa kavuşması için, yapmakta olduğumuz bu çalışmaların, bütün insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Cenab-ı Allah bütün müminlere, bu dâvâya hizmet etmeyi nasip etsin ve bu yolda çalışan kardeşlerimizi, en çok sevdiği, râzı olduğu kulları arasına katsın. En büyük ecirleri versin. Hepinizi Allah›a emânet ediyorum.

Vesselamualeykum...

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı

Oğuzhan Asiltürk

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz