27 Nisan 2020 Pazartesi


Asiltürk: Cuma Namazları kılınmalıdır!


Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk, korona virüsü salgınının dünya nüfusunu azaltma çalışmasının bir sonucu olduğunu, 20 yıl sonra Asr-ı Saadet dönemine benzer bir dünyanın oluşacağını, Türkiye’nin Rusya ve İran’la askerî anlaşmalar imzalaması gerektiğini söyledi.

Saadet Partisi Genel Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk, televizyon sunucusu Selim Akduman'ın YouTube kanalına görüntülü bağlantı yoluyla konuk olarak, Akduman'ın ve izleyicilerin sorularını cevapladı.

“Dünyanın nüfusunu azaltma çalışmaları 40 yıl önce başladı”

Oğuzhan Asiltürk, korona virüsü salgını sürecini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, 40 yılı aşkın bir süre önce Amerika'da bazı kurumların dünya nüfusunu azaltmanın yolları üzerine çalışmalar yaptıklarını ve bunun bilindiğini söyledi.

Asiltürk, Dünya nüfusunu azaltmanın bir savaşlar, bir de salgın hastalıklar yoluyla sağlanabileceğinin ele alındığını ancak savaşlardan kendilerinin de zarar görmeleri ihtimali sebebiyle salgın hastalıklar üzerinde durulduğunu ileri sürdü. Asiltürk, “Rand Corparation'ın ben 40 sene evvelki şeylerini takip etmiştim. Onlardan bahsediyorum” dedi.

Neticede korona virüsünün Dünya'da yaygın hale geldiğini belirten Asiltürk, “Yalnız, burada şunu bilmemiz lâzım: Kâinatı yoktan var eden âlemlerin Rabbi, mutlak kudret sahibidir. Allah'ın yaratmadığı hiçbir şey meydana gelmez” dedi.

Birtakım belâ ve musibetlerden kurtulmak için Allah'ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek gerektiğini belirten Asiltürk, Allah'ın, hayrı ve şerri insanların hâline göre yarattığını vurguladı.

Asiltürk, sözlerine şöyle devam etti:

“Geçmişte de salgınlar oldu ama camiler kapatılmadı”

“Biz, Allah'ın emir ve yasaklarını hiçe sayar, ahlâksızlık, yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, gayrimeşru yollarla zenginleşme yollarında olmadık şeyleri yaparsak… Ayet açık; Cenâb-ı Allah, ayetinde bizim nasıl olduğumuza göre idare edileceğimizi… Paygamber Efendimiz de aynı şeyi söylemiş. Yani bunu şunun için söylüyorum: Birtakım belâ ve musibetler var ya, bunlardan kurtulmak için, Allah'ın emir ve yasaklarına yönelmek lâzım. Bu hâle gelirsek, bu koronavirüs filan gibi şeylerin hepsinin etkisi azalır. Geçmişte de büyük salgınlar oldu; ama geçmişle bugünün Müslümanlığının farkı, geçmişte bu salgınlar olurken, İslâmî hiçbir şey ortadan kaldırılmadı; hiçbir şey yasak edilmedi. Ne camiler kapatıldı, ne buna benzer yasaklar getirildi; ama tedbirler de alındı. Fakat şimdi, Allah'ın emir ve yasaklarına, Kur'ân-ı Kerîm'e ve Peygamberimizin bize bildirdiği uygulaması ve diğerlerine tavsiyelerine uymayan şeyler yapılıyor, koronavirüsü halletmek için. Bunlarla başarı kazanılamaz. Hiç kimse, Allah'la harp ederek başarı kazanamaz. Yani onun yaygınlığını önlemek için her türlü tedbiri almamız lâzım ama kendimiz de Allah'la harp edecek hâle gelmememiz lâzım. Bu önemli konuya dikkatlerinizi çekiyorum.”

“Cuma namazı değil camide toplanmak yasaklandı”

Cuma namazının kıyamete kadar farz olarak uygulanması gerektiği halde bugünlerde Türkiye'de ve başka ülkelerde uygulanmamasından yakınan Asiltürk, “Tedbir alacaksanız ama Allah'ın emirlerini yasak edemezsiniz” dedi.

Millî Görüşçülerin, Cuma namazlarını kendi bulundukları yerlerde kıldıklarını söyleyen Asiltürk, Cuma namazının değil camilerde toplu olarak bir araya gelmenin yasaklandığını belirterek, “Bana göre bunlar da yanlış” dedi. Caminin girişinde bulundurulacak görevlilerin, camiye gelenlerin ateşini ölçerek kontrol edebileceğini ifade eden Asiltürk, ateşi yüksek olmayanların namazlarını kılabileceklerini dile getirdi.

Asiltürk, “Diyanet'in, almış olduğu bu kararı tekrar gözden geçirmesi gerektiğini söylüyorsunuz, değil mi?” sorusuna karşılık, “Bu kararı Diyanet almadı ki, iktidar emretti. Diyanet, iktidarın emrinde bir kurum. Tersini söyleyemez ki. Yani Diyanet mi şuraya girmeyi yasak etti? Diyanet mi camileri kapattı? Bunun Diyanet'le hiçbir alâkası yok. Diyanet, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasına göre hükümetin emrinde bir kurumdur. Onların emrindedir. O, kendisi bir şey yapamaz ki. Yani bunu Diyanet'e bağlamak yanlış olur.

Kendilerinin, başından beri partide bir salonda cuma namazlarını kıldıklarını, teşkilatların da kıldıklarını belirten Asiltürk, insanların bir evin bir salonunda bir araya gelerek cuma namazı kılabileceklerini söyledi.

Asiltürk, “Dikkatinizi çekerim; iktidar, cuma namazını yasak etmedi; camileri kapattı. Cuma namazının camide kılınması mecburiyeti yoktur ki. Bir bahçede de uygun şekilde kılınabilir. Bunun üzerinde niçin duruyorum? Bu yapılırsa, Allah'ın rahmetine vesile olur. Bir hadis-i şerifte diyor ki, ‘Allah'ın emir ve yasaklarına candan bağlı olanların varlığı, bir ülkede belâ ve musibetlerin ertelenmesine sebep olur' diyor. Bunun için bütün teşkilatlara da ben söyledim; ‘yasak olan Cuma namazı değildir. Bir araya gelmek, camilerde toplu halde bulunmak yasaktır. Kendiniz, bahçede de, salonunuzda da bunu kılın' dedim. Böyle yaparsak, Allah'ın rahmeti üzerimize gelir.” diye konuştu.

Asiltürk, nitekim Diyanet İşleri Başkanının Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Cuma namazı kıldırdığını, Cumhurbaşkanının da bu şekilde cuma namazı kıldığını hatırlattı.

Asiltürk, bir imamın arkasında 3 kişilik bir cemaat bulunmasının, Cuma namazı kılmak için yeterli olduğunu söyledi.

Korona virüsü biyolojik silah mı?

Asiltürk, korona virüsünün biyolojik bir silah olarak kullanılıp kullanılmadığına dair görüşünün sorulması üzerine de, Rand Corporation gibi bazı Siyonist kuruluşların, Dünyanın nüfusunu azaltma çalışmaları yaptıklarına dair sözlerini tekrarladı.

“20 yıl sonra Asr-ı Saadet dönemine benzer bir sistem kurulacak”

Asiltürk'e, geçen aralık ayında yaptığı bir açıklamada, 20 yıl içerisinde dünyada Asr-ı Saadet dönemine benzer bir sistemin kurulacağını söylediği hatırlatılarak, salgın sonrası sürece dair öngörüleri soruldu.

Mevcut sistemin, insanların birbirlerinin hakkına tecavüz ettiği, birbirine zulmettiği; herkesin kendi maddî menfaati için meşru-gayrimeşru yollara tevessül ettiği, Allah'ın kesin olarak yasak ettiği ve “insanlık düşmanlığı” mânâsına gelecek ifadelerle tanımlanan faizin dünyaya hakim olduğu bir sistem olduğunu dile getirdi.

Asiltürk, “Bu sistemin değiştirilmesi başka şey, bu sistemin yerine dünyaya ırkçı emperyalizmin hakim olması için dünya nüfusunun yarısını yok edip de ‘kalanlarla rahat rahat biz bu düzeni yürütelim' deme arzuları başka bir şey” dedi.

Hadislerde bildirilenlere göre Hz. Muhammed'in, 20 yıl içerisinde Asr-ı Saadet'e benzer bir düzen kurulacağını söylediğini ifade eden Asiltürk, ledün ilmine sahip olan âlimlerin hepsinin, hicretten sonra yaklaşık 1500 yıl sonra kıyametin kopacağını öngördüklerini, Hz. Muhammed'in de kıyametten önce 40 sene sürecek bir Asr-ı Saadete benzer düzen yaşanacağını söylediğini ifade etti.

“1500'den 40 seneyi çıkarırsak 1460 kalır. Şimdi 1440 küsur yıllarındayız. Yani bir insanın böyle gaipten haber vermesine lüzum yok; hepsi teker teker anlatılmış. Bunlar bütün hadislerde belli” dedi.

Melhame-i Kübrâ… Armageddon…

 Hz. Muhammed'in Amik Ovası'nda “Melhame-i Kübrâ” (büyük karışıklık) yaşanacağını bildirdiğine işaret eden Asiltürk, “Şimdi bütün Amerika'nın, Rusya'nın, Almanya'nın, Fransa'nın, Türkiye'nin çatıştığı bir bölge işte bu Amik Ovası. Söylenmiş bu. Yani bunları bilmeden insanlar, gelişigüzel birtakım tahminlerde bulunurlarsa, hiç de isabet kaydedemezler” dedi.

Batılıların buna önce “Armageddon” dediklerini, sonra “Üçüncü Dünya Savaşı” demeye başladıklarını belirten Asiltürk, Hz. Muhammed'in ise bunu “Melhame-i Kübrâ” diye tanımladığını kaydetti.

“iyiye gidiyor demekle bir şey değişmez”

“Birtakım insanların kendi kendilerini aldatarak böyle ‘iyiye gidiyor' filan demeleriyle bir şey değişmez” diyen Asiltürk, Müslümanlara düşen sorumluluğun, inançlarına uygun şekilde yaşamaları olduğunu vurguladı.

Asiltürk, “Kimseye düşman olmayacağız. Kimseye zorla bir şey yaptırmaya kalkmayacağız; ama bildiğimiz gerçekleri bir bir insanlara anlatacağız. Başka bir yol yok” dedi.

Asiltürk, Hz. Muhammed'in, kendisinin düşmanı olan Ebû Cehil'e bile sadece nasihat etmekle yetindiğine işaret ederek, kendilerinin de bu yöntemi uygulamaları gerektiğini ifade etti.

“Türkiye, Rusya ve İran'la askerî anlaşmalar imzalamalı”

Gelişmelerin, ABD ile Rusya'nın çatışacağını gösterdiğini; bu çatışmada Avrupa ülkelerinin de ABD'ye yardım edemeyeceklerini ileri süren Asiltürk, Türkiye'nin Rusya ile iyi ilişkiler kurması gerektiğini söyledi. Asiltürk, geçmişte Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterinin de (Org. Tuncer Kılınç) bunu söylediğini hatırlatarak, “Çok doğru söylüyordu” dedi.

NATO'dan Türkiye'ye hiçbir fayda olmadığını ifade eden Asiltürk, Türkiye'nin Rusya ile askerî anlaşmalar imzalaması gerektiğini ileri sürdü.

Asiltürk, Meclis'te Grup Başkanvekili olduğu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bir grubun kendilerini alıp terör bölgesinde bilgi verdiklerini, ABD'nin Çekiç Güç vasıtasıyla terör örgütüne destek vermek için yaptığı helikopter pistini gösterdiklerini anlattı. Asiltürk, bunları bilen birisi olarak konuştuğunun altını çizdi.

Türkiye'nin, Rusya ile iyi ilişkiler içinde olan İran'la da askerî anlaşmalar yapması gerektiğini dile getiren Asiltürk, “Kendimizi biraz Amerikan teslimiyetinden ayırıp da, böyle bir ittifaka yakınlaşmak çabaları göstermemiz, lehimize olur diye düşünüyorum” dedi.

Türkiye'nin İran ve Rusya ile yakınlaşmasının NATO üyesi ülkeleri rahatsız edebileceği ve Türkiye'nin ekonomik bakımdan zor duruma düşebileceği görüşü hakkındaki düşüncesi de sorulan Asiltürk, ABD'nin şimdi de Türkiye'ye dost gibi gözükerek düşmanlık ettiğini, terör örgütlerine destek verdiğini söyledi. Asiltürk, “Son 38 kişinin öldürülmesi nasıl oldu? Yine Amerika'nın verdiği silahlarla olmadı mı bunlar?” diye sordu. Asiltürk, “Bunları görmemek için Dünya'da yaşamamak lâzım ya da başka türlü, o birlikteliğin neticelerini kabullenmek lâzım. Biz Millî Görüşçüler, bunu kabullenemeyiz” dedi.

Allah'ın Dünya'yı, yeniden Asr-ı Saadet'in kurulacağı bir döneme doğru götürdüğüne dair inancını tekrarlayan Asiltürk, “Bu arada birtakım çatışmalar da çıkacak. İşte bu Üçüncü Dünya Savaşı dedikleri şey. Dünya nüfusunun yarısı bu atılan silahlarla filan öldükten sonra, Hz. İsa'nın inmesi bildiriliyor, Mehdi aleyhisselâmın çıkması bildiriliyor. Bunlara 20 senelik bir zaman kaldı. Benim bu dediğimi, hadisleri inceleyen herkes bilir; ama ilim adamı olarak incelerse bilir” diye konuştu.

“Türkiye'de insanların %86'sı Allah'a iman ediyor”

MAK Danışmanlık'ın yaptığı ciddi bir araştırmaya göre, Türkiye'de insanların %86'sının Allah'a iman ettiğini ve kendilerini mümin olarak gördüklerini dile getiren Asiltürk, çatışmalardan sonra hayatta kalanların, yeniden Asr-ı Saadet'i oluşturacaklarını söyledi.

Asiltürk, o dönem geldiğinde Siyonistlerin de ortadan kalkacağını; Yahudilerin, korunmak için Gargat ağacının arkasına saklanacaklarını Hz. Muhammed'in bildirdiğini ifade etti. Asiltürk, “Allah'la harp eden hiçbir ülke, devamında yaşayamaz, yok olur gider” dedi.

“İran, bir düğmeye basıp Londra'yı yerle bir edecek silahlara sahip”

Asiltürk, “Oğuzhan Bey, sürekli İran vurgusu yapıyor. Pakistan'ın elinde nükleer silah var. Pakistan daha güçlü bir devlet değil mi? Bir alternatif olamaz mı?” şeklindeki sorusunu da cevapladı.

Pakistan'ın v benzer diğer bazı ülkelerin de sağlam, temiz Müslüman ülkeler olduklarını ifade ettikten sonra, “Pakistan'ın elinde atom silahı var ama Keşmir'de dünya kadar zulüm yapılıyor; önleyebiliyor mu?” diye soran Asiltürk, “Ama İran, bir tek generalini vurdular diye Irak'taki Amerikan üssünü yerle bir etti” dedi.

Asiltürk, İran'ın, Erbakan'a gösterdiği saygıdan dolayı kendisine de aynı saygıyı gösterdiğini belirterek, İranlı yetkililerin kendisine askerî tesislerini gezdirdiklerini, ellerinde Avrupa'nın her noktasını vuracak füzelerinin olduğunu söylediklerini, “Şu anda düğmeye basarsak Londra'yı yerle bir ederiz” dediklerini anlattı.

“Doğru da söylüyorlar” diyen Asiltürk, bu hale geldiklerini, tesisleri gezerek gözleriyle gördüğünü dile getirdi.

“İran'da idare, yüzde yüz İslâm'a bağlı bir idaredir”

İran devriminden sonra Humeyni'nin Tahran'da bir milyondan fazla kişiye hitaben yaptığı konuşmada, elindeki Kur'ân-ı Kerîm'i havaya kaldırarak, “Biz, bundan sonra bu kitabın iki kapağı arasındakine uyacağız; bunu uygulayacağız” dediğini hatırlatan Asiltürk, “Beni herkes tanır. İnancımı da bilir. Hiçbir şeye taviz vermediğimi de bilir. İran'da idare, yüzde yüz İslâm'a bağlı bir idaredir” dedi.

İslâm'da çeşitli mezhepler olduğunu belirten Asiltürk, sözlerine şöyle devam etti:

“12 Şii mezhebinden bazıları kâfirdir”

“Meselâ Câfer-i Sâdık Hazretleri, Peygamberimizin torunu. Caferiye mezhebini Türkiye'de İslâm dışı gibi gösterirler. Peygamber Efendimizin torununun kurduğu mezheptir. Yüzde yüz Allah'a iman eden bir Peygamber torunudur ve bizim imamımız İmâm-ı Âzam Hazretleri, Mektubat'ı okursa insanlar anlarlar, Câfer-i Sâdık Hazretlerinden birçok soruyu soruyor. Onun verdiği cevaplardan sonra İmâm-ı Âzam Hazretleri diyor ki, “Câfer-i Sâdık'a rastlamasaydım, belki büyük bir hata içine de girebilirdim” diyor. Ama milletin ilimden haberi yok. Kimsenin bunlardan haberi yok; ona buna iftira atıyorlar. İranlılara ‘yok bunlar Şii' diye şey yapıyorlar. Evet, Şiiler var. 12 tane Şii mezhebi var. Bunların bir kısmı, bak sözüme dikkat edin, hatta kâfirdir. Bir kısmı… Ama idaredeki insanlar, Allah'a ve Resulüne tamamen candan bağlı. Güç, onların elinde. Öbürleri bir şey yapamıyorlar.”

“Kasım Süleymani'nin gözlerinden yaşlar aktı”

Oğuzhan Asiltürk, D-8'in kuruluşundan önce Erbakan İran'ı ziyaret ettiğinde, kendilerini 5 kat aşağı inerek uğurlayan kişinin, Humeyni'nin dış ilişkilerdeki gözde elemanı olan Kasım Süleymani olduğunu daha sonra öğrendiğini anlattı. Asiltürk, İran diplomasi geleneğinde misafirlerin iç kapıya kadar uğurlandığını, Kasım Süleymani'nin ise kendilerini 5 kat aşağıya inerek arabalarına kadar refakat edip öyle uğurladığını vurguladı.

Asiltürk, rivayet edilen bir hadiste “Ho­ra­san ta­ra­fın­dan si­yah sancaklılar çıkar. Kar üze­rin­de sürünerek de ol­sa onlara yardım ediniz” dendiğini hatırlatıp, Erbakan'ın İran'da gazetecilere, hadisin başını söylemeden, “Bugün ben İran'a, kar üzerinde sürünerek de olsa gidip yardımcı olmam lâzım” dediğini kendisi dile getirdiğinde, Kasım Süleymani'nin gözünden yaşlar aktığını anlattı. Asiltürk, “Benimle asansöre bindi; beş kat aşağıya beni indirdi. Böyle bunlar imanlı insanlardı; ama Türkiye'deki birçok insan bile, onun için alehte Siyonizmin uydurduğu birçok şeyleri söyler oldu yahu! Ama hepsi hesaba çekilir. Tövbe ederler inşallah da kurtulurlar” dedi.

Millî Görüş'ün geleceği

Oğuzhan Asiltürk, Millî Görüş'ün konumunu ve geleceğini nasıl gördüğünün sorulması üzerine de, “Millî Görüş, Erbakan Hoca'nın tabiriyle söyleyeyim, Nuh'un gemisi gibidir; binen kurtulur” dedi.

Herkese kardeşçe yaklaştıklarını, kendilerine küfredilse bile başkalarına karşı kırıcı olmadıklarını ifade eden Asiltürk, şunları söyledi:

“İleride de belli olaylardan sonra ne olduğu da görülecek”

“Millî Görüş, onun için dünyanın siyasetinde ağırlık koyacak ilkelere sahiptir. Hiç değişmemiştir. İleride de belli olaylardan sonra ne olduğu da görülecek. Allah'ın izniyle biz yolumuzda yürüyoruz. Herkesin iyiliğini istiyoruz. O bize Allah'ın emri, Peygamberin uygulaması. Kimsenin kötülüğünü istemediğimiz için, şimdi düşünün; bana, siz gazeteci olarak her şeyin içindesiniz, bir tek kişi benim aleyhimde konuşmuyor. Niye? E ben kimsenin aleyhinde konuşmuyorum da onun için. Bu iş karşılıklıdır. Bir insanla iyi münasebet kurmadan ona hakkı söyleyemezsiniz. İyi münasebet kurmak için de önce, hadiste ‘onun gönlüne hoş gelecek birkaç söz söyleyin' diyor. Bu kadar basit bir şey bu. Ben onu yaptığım için, yani partiye düşmanlık edenler bile gelip bana saygı gösteriyorlar. Bu bizim İslâmî inancımız böyle olduğu için ben uyguluyorum. Kendi kendime bir şey icat etmiş değilim. Bizim inancımız böyle. Ne kadar buna uyarsak, o kadar etrafımıza toplarız ve kurtuluşa giden yolda daha güçlü oluruz.”

Asiltürk, 50 yıllık bir siyasî hareketin oy oranının %3 olduğunun hatırlatılarak, halkta karşılık bulmamasını neye bağladığı sorusuna karşılık, “Toplum, inançlarından uzaklaştı” dedi.

“Herkes biliyor ki Millî Görüş'ün lideri benim”

Toplumda zinanın, rüşvetin, faizin, gaspın yaygın halde olduğunu, bunların da ancak tatlı dille, güler yüzle Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara anlatmak şeklinde Hz. Peygamberin metoduyla ortadan kaldırılabileceğini ifade eden Asiltürk, “Aramızda bazı insanlar sertlik yapıyorsa da herkes biliyor ki Millî Görüş'ün lideri benim. Benim sözümden kimse dışarı çıkmaz. Ara sıra şey edenleri de ikaz ediyorum, ‘şöyle yapma' filan diye ikaz ediyorum. Hiç kimse merak etmesin” dedi.

“Millî Görüşçülerde moral bozukluğu görüyorum”

Oğuzhan Asiltürk, “Millî Görüş'ün bütün kurumları görevini yeterince yapıyor mu sizce?” sorusuna karşılık da moral bozukluğu (umutsuzluk) gördüğünü ancak kendilerinin sorumluluğunun İslâmî telkinlerde bulunmak olduğunu söyledi.

Asiltürk, Ramazan ayına dair tavsiyesinin sorulması üzerine de Cuma namazının mutlaka kılınmasını tavsiye etti. Asiltürk, salgın sebebiyle Cuma namazının değil camilerde kılınmasının yasaklandığını, imamlık edecek bir kişinin ve onun arkasında namaz kılacak en az 3 kişi olmasının Cuma namazı kılabilmek için yeterli olduğuna dair sözlerini tekrarladı. Asiltürk, Ramazan'da günün önemli bir kısmını uykuda geçirmenin de doğru olmayacağını dile getirdi.

Oğuzhan Asiltürk, programın sonunda, Necmettin Erbakan'ın ve kendisinin yurt dışı ziyaretlerine dair bazı hatıralarını anlattı.

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz