7 Haziran 2018 Perşembe

24 Haziran'a giderken siyasi atmosfer


Selim Akduman

24 Haziran seçimlerine doğru adım adım ilerlerken partilerde artık seçim çalışmalarına biraz daha hız vererek devam ediyor.

Erdoğan'lı AKP, İnce'li CHP, Akşener'li İYİ, Demirtaş'lı HDP ve son olarak Bilge Başkan'lı Saadet, il il gezerek seçim vaatlerini seçmene anlatıyor, seçimlerde başarı elde etmek için var gücüyle çalışıyor.

Muhalefet bir şeylerin yanlış gittiğini söylüyor ve bunu düzeltmek için seçmenden oy istiyor. İktidar ise muhalefete özenerek, yanlışlıkları ifade ediyor ve bunları bir daha yapmayacağını her fırsatta dile getiriyor.

Seçim çalışmalarında en zor görev iktidardadır. Çünkü ortada icraatları var ve bu icraatlar seçmende olumlu ya da olumsuz etkiler yaparak, seçmen hafızasında bir yer ediniyor. Seçmende doğal olarak sandık başına gittiğinde o hafıza kartını kullanarak bir tercih yapıyor.

Yapılan tüm araştırmaların ortak noktası AKP'nin oyunun düştüğü... Bunu 24 Haziran'a kadar toparlar mı, toparlayamaz mı kimse bilmiyor. AKP'nin zaten kötü olan iktidar karnesine bir de MHP ittifakı eklenince bu oy düşüşü biraz daha fazla hissedilir durumda.

AKP'nin eriyen oyları bir yana, bir de Erdoğan'ın alışık olmadığımız motivasyonsuzluğu ve ‘Ben aslında kazanmak istemiyorum' tavrı AKP'nin ayrı bir çıkmazı.

AKP bu durumdayken geçelim kendini muhalefetin amiral gemisi konumunda gören CHP'ye. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun partili cumhurbaşkanı olmaz savından yola çıkarak, en büyük rakibi olan Muharrem İnce'yi Cumhurbaşkanlığı'na aday göstermesi parti tabanının kendine olan güvenini tazeledi.

Meydanlara ‘İnce'den ‘İnce'ye giren Muharrem İnce, Erdoğan'ın gündemini bile belirler hale geldi. Erdoğan meydanlarda Muharrem İnce'ye cevap veriyor, yalanlıyor, suçluyor, mitinglerinde Muharrem İnce'yi konuşuyor. AKP'nin 16 yıllık iktidarı döneminde belki de ilk defa savunma propagandası yaptığına şahit oluyoruz. Bu da Muharrem İnce'nin yıldızının parladığının bir işareti.

Siyasetin yeni yüzü MHP'nin derin yarası İYİ Parti'de ise Meral Akşener'in ‘tülbent' siyaseti konuşuluyor. Partisini kurarken oluşturduğu kamuoyu  ve heyecan yitimi hissediliyor. Akşener, seçim meydanlarını dolduruyor; fakat bir şey vaat edemiyor. TRT'yi satmak dışında…

Cumhurbaşkanı adayı cezaevinde olan HDP'de ise durum farklı değil. Türkiyelileşme iddiasını kaybeden HDP'ye kızgın bir Kürt seçmen olduğu da bir gerçek. Özellikle ‘hendek' siyasetindeki tavrı ve partinin iyiden iyide Sol - Sosyalist biz çizgiye kayması, HDP'ye oy verecek muhafazakar (Bu kelimeyi sevmiyorum) seçmeni rahatsız etti. Fakat bu seçmenin henüz gidebileceği bir adres yok. Belki de seçim sonuçlarını da bu seçmen kitlesi belirleyecek. HDP'ye küsen muhafazakarların yanı sıra, AKP'nin MHP ile ittifakına kızan, özellikle Güneydoğu Anadolu'da gösterdiği adayları beğenmeyen kitlenin seçim sonuçlarını etkileyeceği zayıf bir tahmin olmaz.

AKP'nin seçim mottosu, Vakit Türkiye Vakti, CHP'nin Millet İçin Geliyoruz!, İYİ Parti'nin Yüzünü Güneşe Dön, HDP'nin Senle Değişir olurken, seçimlerde denge ve kilit rolünde olan Saadet Partisi DEĞİŞTİR sloganı ile daha kesin ve net bir mesaj iletiyor.

Saadet Partisi, Türkiye'de eğitimden ekonomiye, adaletten özgürlüğe, her alanda köklü bir değişeme ihtiyaç duyulduğunu seçmene iletiyor ve bu anlamda projelerini anlatıyor. 

Genel başkan olduğu günden bu yana seçmeni düşünmeye çağıran Saadet lideri Temel Karamollaoğlu, düşünen seçmene vaatlerini il il gezerek anlatıyor. Miting yapıyor, yetmiyor e-miting yapıyor. Aslında e-mitingi yapmakla kalmayıp, ‘değiştir' sloganına uygun olarak seçim mitinglerine e-miting gibi bir yeniliği getirip, kuralların ve alışılanın dışına çıkıyor.

Bilmeyenler için e- miting: Sosyal medya üzerinden yapılan, bir anda yüzbinlerce kişiye ulaşmanızı sağlayan teknolojik yeni bir miting tarzı. Ne dinleyenler güneşten yanıyor; ne de miting için binlerce lira harcanıyor.

Saadet Partisi'nin en büyük avantajı Bilge Genel Başkanı ve illerden gösterdiği aday listeleri. Saadet Partisi savunmadan çıkıp, atak yaparak bir seçim çalışması yürütüyor ve bunda da başarılı görünüyor.

Saadet Partisi ve Genel Başkan Temel Karamollaoğlu Diyarbakır'a bir çıkarma yaptı ve burada DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) tarafından düzenlenen bir programa katıldı ve ardından da bir e-miting yaparak Kürt raporunu açıkladı.

DİTAM her seçimde adayları çağırıp aynı etkinliği düzenliyor. 24 Haziran seçimlerinde de tüm adaylara bir davet gönderdi. Davete ilk icabet eden cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu oldu.

DİTAM'da, gazeteciler, STK temsilcileri ve birçok katılımcı vardı. Temel Karamollaoğlu konuştu, onlar soru sordu. Karamollaoğlu, sorulan sert içerikli soruları bile tek tek not aldı, sonrasında hepsine tek tek cevap verdi.

Açıklanan rapor veya Temel Karamollaoğlu'nun cevapları katılımcıları ne kadar tatmin etti bilmiyoruz ama Temel Karamollaoğlu'nun naif kişiliğine, sabrına ve bilgeliğine herkesin hayran kaldığı yadsınamaz bir gerçek. 

İstanbul ve Ankara'dan birçok gazetecinin davet edildiği bu programlarda gazeteciler, hem Saadet Partisi'ni biraz daha yakından tanıma fırsatı buldu, Diyarbakır'ın nabzını tutma fırsatı yakaladı. Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor ki, Diyarbakır'da seçim havası yok.

(Kürt raporu ve Diyarbakır izlenimlerini yarınki yazıda paylaşacağım.)

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz