8 Haziran 2018 Cuma

24 Haziran’a Giderken...


Sadrettin Karaduman

Önümüzdeki seçimlerin -resmen adı konulmasa da- fiilen, bu seçimlerin adı erken seçim değil, baskın seçimdir.

Koşar adım 24 Haziran'a gidiyoruz. Hani, hep söylenir ya; “bu seçimler çok önemli” diye, hakikaten öyle. Bizce, 24 Haziran'ı önemli kılan nedenlerin başında, her zaman olduğu gibi kutuplaşma gelmektedir. Bu defaki tasnif; “yerli olan, milli olanla olmayan” şeklindedir. Onun içindir ki; “yerli” ve “milli” kelimeleri her zamankinden çok konuşuldu. 

Seçimlerle alakalı; Cumhurbaşkanı konuştu, siyasiler konuştu, troller konuştu, anketörler konuştu, kısaca herkes konuştu; ama asıl konuşması gereken henüz konuşmadı. Yani, seçmen, son sözünü söylemedi. İşte, seçmenin konuşacağı; son sözünü söyleyeceği tarihtir 24 Haziran.

Her seçimler önemlidir. Ama bu seçimler, hepsinden daha önemli. Gerçi, klasik bir deyim haline geldiği için, bu tip sözlerin tesir gücü azaldı; bu durumun farkındayız; ama hakikat değişmez! Tekrar dahi olsa, aynı şeyleri bir kez daha söylememiz lazım:

Evet, bu seçimler hepsinden daha önemli!

Özellikle, mevcut iktidar döneminde girilen her seçim yaşanmıştır kutuplaşma. Bu defa da yaşanmakta. Bu bir oyundur aslında. İşte, bu oyunun anlaşılması durumunda birçok mesele kendiliğinden hallolacaktır. Hatırlatmak gerekirse, mesela, gündemdeki önemli konulardan bazıları şöyle idi:

Avrupa ülkeleri ve ABD İle yaşanan gerginlikler.

 -   Eksen kayması(!)

 -   Menbiç muamması...

 -   Yerli üretim vs.

Ya şimdi:

Cumhur İttifakı'nda olanlar millî, diğerleri hain.

Yahu, mübarek, CHP ile MHP arasında ne fark var? 

Özellikle, her iki parti de İttihat ve Terakki'ye dayanmaktadır. 

Mesela: MHP fikriyatının babası sayılan Ziya Gökalp İttihatçıların Genel Sekreteri idi. Şimdilik bu misalle iktifa edelim. Aslında, Millî Görüş'ün dışındaki partilerin tamamı aynı köke dayanır.

İşte, suni bir şekilde ülke insanı tasnif edilmekte; insanımız, bu şekilde kamplara ayrılmaktadır. Bu tür ayrım yeni değil aslında; ta 1946'lara dayanır. O zamanki DP propagandistleri; “bize oy vermezsen CHP gelir” söylemiyle seçmeni korkutmuştu. Arkasından AP işi devraldı. ANAP ve AK Parti de bu söyleme sığındılar. 

Sanki dayanıklı tüketim malzemesi gibi, uzun ömürlü bir laf! Ama az kaldı; bu oyun, yavaş yavaşta olsa deşifre olmuştur. Görünen o ki; artık, seçmeni daha fazla oyalayamayacaklar ve seçimleri manipüle edemeyeceklerdir.

2002 seçimlerine gidilirken -ki, o zamanlar, aradaki fark, henüz, milletimiz tarafından iyice anlaşılamamıştı- seçmen, büyük bir beklentiye oy verdi. Yani, seçmen, koşar adım meçhule sürüklendi.

Cumhuriyet mitingleri, Cumhurbaşkanı seçiminin Meclis'te engellenmesi, FETÖ meselesi... Şimdi de “milli olanla milli olmayan” ayrışması.

Bu psikolojik duruma dense dense; düşmansız yaşayamama hali denebilir. Bu tespit ve tavsiye ise, İtalyan devlet adamı “Makyavel”e aittir. Çünkü makyavelist  düşünce; “sen düşmanı yok etmezsen, düşman seni yok eder” felsefesine dayanır. 

Batı siyasetini oluşturan anlayış buraya dayanmaktadır. Onun için Batı sistemi düşmansız yapamıyor. 24 Haziran ise; bir harp değil, seçim tarihidir.

Paylaş:

YORUMLAR

Yorum Yaz